özlem's profileBENİM ADIM HAYALETPhotosBlogListsMore Tools Help


 

tarkan asla

 
 
Tarkan Asla Vazgeçemem Klibi
 
asla
komik olamam
alooooo
aman abla yetiş abla akıl elden bak gidiyor.
 kıvıra kıvıra girdi kanıma
 
 

güler duman

 
 
işte gidiyorum çeşmi siyahım
aramıza dağlar sıralansa da
sermayem derdimdir ey dost
servetim ahım
karadıkça bahtım karalansan da

Haydi dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zar'da
Otmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da...

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni düşürdün elin diline
Güldün Mahzuni'nin berbat haline
Mervan'ın elinde paralansa da
 
indir
 
 
 

pembe yesil turuncu vb.

 

Bir Damla Masalı

Çok yalnızdı ve göklerden düşüyordu. Önce ormandaki bir yaprağa, oradan da süzülerek bir su birikintisine düşüverdi. Birikinti sevinmişçesine dalgalandı, merkezde de bizim su damlası. Artık, o da ağaç gibi, yapraklar ve diğer düşmüş damlalar gibiydi, yalnız değildi. İstediği mutluluğa kavuşmuştu. Artık yukarıdan gelen damlaları o da karşılayabilecekti. Ama bir şey fark etti, artık bağımsız değildi. Etrafındaki damlalar ne yaparsa, aynısını yapmak zorundaydı. Kendini de kaybetmişti ve bulamıyordu. Yağmur da dinmişti zaten. Hayatı duruvermişti.

Güneşe binip tekrar geldiği yere gitti. Ve yine göklerdeydi. Ama tutunamıyordu. Yine düştü, yine çıktı, düştü çıktı. Sonunda bir şey fark etti. Bu, onun hayatıydı. Ama sadece bundan ibaretti. Hayatı bu kadar basit olmamalıydı. Bir su damlasıydı, kabul ediyordu. Ama mutlu olmak istiyordu. Tekrar güneşe bindi ve büyük bir göle düştü bu sefer. Kalabalıktı etrafı. Sesini duyurmalıydı. Ama nasıl? Aslında bir çözümü vardı. Bir damlayla tanıştı sonra. Çok sevdiler birbirlerini. İki damla, yollarına beraber devam edeceklerdi. Güneş yine girdi araya. Sadece bir damlaydı, güneşe rakip olamazdı… Şu bizim damla kaçamadı ki... Ayrıldılar. Hıçkırıklara boğuldu damlalar. Kimseler avutamadı damlaları. Duyan herkes etkilenmişti. Dünya boş durmadı. Kapattı güneşi. Güneş çok kızdı! Ve her gece iç çekerek ağlayan damlalar sonunda yine bir birikintide buluştu. Onları ayırabilecek bir güneş yoktu artık. Hatta sadece ikisi buz kesilmeye razıydı. Ne de olsa aşk böyle bir şeydi. Mecburiyetten midir bilinmez, her yağmurda acı çekti dünya. Ama hep gülmeyi seçti, ağlamaktansa.

 

Seninle Anladım

Aşk diyorlarmış kalbin oynadığı oyuna.Seni bir oyuncak gibi bir o yana bir bu yana savururmuş...Bir kalbin elinde oyuncak olunca anladım.Sevmek bambaska bir duyguymuş meğer...Sevgileri doldurmuş kalplerine binlerce insan.Hepsinin yüzü aşkın acısı ile dolu.Gözüm;birini hasretle izlerken aynama yansıyan yüzümü görünce anladım...Kurtulamazlarmış aşk denen seyden.Ne yapar ne eder geri dönermiş yüreklere.Bir çare bırakırmış aşk ile dolu kalpleri.Sen gidince buz kesen ellerimi yüzüme kapattıgımda anladım.Unuttum,bitti artık sevmiyorum.Geçti gitti diyenlerin hepsi yalan söylermiş meğer...Seni yeniden gördüğümde kalbimde beni boğan sızıyı duyunca anladım.Aşk demek karşılıksız sevmek demekmiş.Aşk bir gece vakti sokakta yalnız başına yürürken gördüğün,irkildiğin hayallermiş.Aşk,bir ömür demekmiş.Bir ömre değer demekmiş..Yıllar sonra ellerim ellerinde,gözlerim gözlerinde ve kalbim yeniden ellerinde olduğunda anladım.Meğer aşk herşeye degermiş.Senin aşkın bir ömre yetermiş.Hayata beraber gözlerimizi yumunca anladım...

 



deli

kendime yeni bir ben lazım
bu sene ii geçmedi kader beni seçmedi
hepsini bir kazana atıp toptankaynatmak gerek
 
 

gözlük

duyuru

arkadaşlar spacemi açınca hepimiz kardeşiz adı müzik dinliyor musunuz.

bataryam zayıf

YAKARIM ROMAYI ALIRIM MICHEAL JACKSON'U

Rahat Ol

Yar deyip dağladım her bir yanımı.
Hasretlik dört yandan sardı canımı.
Sonunda el çekip saray, hanımı,
Feleğin gözüne çaktım rahat ol.

Bir ömürdür bana yetti gazabı.
Al da başına çal dedim azabı.
Dökerek gönlüme aşktan kezzabı,
Her bir hücresini yaktım rahat ol.

Sevgiden ötesi bilirim yalan.
Sevgisiz yürekler er ve geç talan.
Yıkılmaz kaledir sevgisi olan.
Gelmişe geçmişe baktım rahat ol.

Ne sen kendini yor, ne de beni yor.
Sığırtmaç sevgisi yüreğinde kor!
İnanmazsan aşkın kitabına sor.
Her bir sayfasına aktım rahat ol.

 yaparım bilirsin


Engel mi mesafeler aşk yoluna meşk yoluna
Değer mi sebepsizken ayrılığa
Baş koydum ben seninle mutlu aşk yoluna meşk yoluna
Bulurum kaf dağına kaçsanda

Aşıklar anlar beni her halimi sevdiğimi
Dünyada bensiz bırakmam seni
Yalnızlar anlar beni her halimi sevdiğimi
Hayatta terk etmem seni

Yaparım Bilirsin

Deliyim gözü kara deliyim  yakarım Romayıda yakarım ben
Bulurum seni yine bulurum olurum yine senin olurum

 


 

YAKARIM ROMYI YIKARIM ROMAYI BUNU YAPARIM BİLİRSİN

UFO GÖREN MASUM KÖYLÜ

BİNLERCE DANSÖZ VAR



Blog


    hiçbirşey yapmadım yeter

     
    aldırma deli gönlüm giden gitsin sen şarkılarsöyle içinden boşver
    yakarım dünyayı hackerlarım herkesi bunun stilinide öğrenirim
    basarım düğmeye patlatırım bombayı
    hahahahaha
    askerlik yaparken herkesin telofonlarını nereye sakldığını söylemek gibi
    kıvıra kıvıra girdi kanıma
    bir daha dışarı çıkmadı
     
    Cankan Kıvıra Kıvıra Klibi
    yanına varırım
    göbek atarım
    ter kokun rahatsız edyor
    filozof olsaydım ne olurdu yani
    tahmin etmiştimiçime işlemişti
    bütün söylediklerini
    bütünşarkılarını ezberledim
     
     
     

    ŞİİR RÜZGARI

    Seni çok seviyorum...

    sana dokunmakla başlıyor güzellikler
    ellerini hissettiğim anda büyük heyecanlar
    her yanımda olduğunda hızla atan kalbimle
    seni çok seviyorum

    sabah doğan güneşimde
    öğlen içimdeki sıcaklığınla
    telefondaki sevgi sözcükleri ile
    seni çok seviyorum

    her güzellik bu yaşamda sana dair
    hediyesin bana hayatta verilmiş olan mükafat
    bugünümü sana borçluyum, gülüyorum
    seni çok seviyorum

    Altro
    		
    		
    Şarkı söylüyormuşum Sokaklarda, Görmüşler. Yere yere bakıyormuşum Yürürken, Duymuşlar. Sonrasını Uydurmuşlar
                                                                                    YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
    Ansızın
    		
    		
    Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça Sen evreninde sana seni aratacağım.
                                                                                                        YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
    Benden Sonra Mutluluk
    		
    		
    Bunca yıl yaşadım Elime ne geçtiyse yitirdim Biraz daha yaşayacağım Yalnız bir şey biriktirdim Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce Belki aç kalacağım Suçlanacağım ölünce Biraz yazdım, artık hep yazacağım Hüzünden baş alamadım Görünce
                                                                                 YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

    Çizdim
    		
    		
    Ben ağacın resmini çizdim hiç kimse için… daha ne yapraklarını yapıştırdım nede adını koydum yemişlerinin… onu bir anlama yakıştırdım. Adınıza büyüyor belleğimde ağaç başka ağaçlar doğuruyor büyümeyi bölüşüyorlar gölgelerinde dal-dal, yaprak yaprak öpüşüyorlar çizmez olaydım, bizi soruyorlar dönüp bizlere bakıyorum dövüşüyorlar
                                                                                     YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

     

    Lavinia
    		
    		
    Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal. Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
                                                                                YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
    Mesaj
    		
    		
    Ölebilirim genç yaşımda, En güzel şiirlerimi söylemeden görürebilirim. Şimdi kavakyelleri esiyorken başımda, Sevgilim, Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.
                                                                                                          YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
    O Gece
    		
    		
    O gece ben olmayacağım. Utancımdan bakamadığım aynalarda Güldüğünüzü görecek Anlayacaksınız. Her gece birinin olmadığı gecedir. Gecelerinizi karıştıracak gitgide Olmayanlarınızın çoğalması. Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece Korkacaksınız. Şimdiden düşünüyorum son kalanımızı Son gidenimizin bu gecesinde. Ama bir gece olacak, ortalarda bir gece.. İçinde siz de olmayacaksınız, Ayrıca.
                                                                                                            YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
    Seni Saklayacagim
    		
    		
    Seni saklayacagim inan Yazdiklarimda, cizdiklerimde, Sarkilarimda, sozlerimde. Sen kalacaksin kimse bilmeyecek Ve kimseler gormiyecek seni, Yasayacaksin gozlerimde. Sen goreceksin, duyacaksin Parildayan bir sevi sicakligi, Uyuyacak, uyanacaksin. Bakacaksin, benzemiyor Gelen gunler gecenlere, Dalacaksin. Bir seviyi anlamak Bir yasam harcamaktir, Harcayacaksin. Seni yasayacagim, anlatilmaz, Yasayacagim gozlerimde; Gozlerimde saklayacagim. Bir gun, tam anlatmaya.. Bakacaksin, Gozlerimi kapayacagim.. Anlayacaksin.
                                                                                        YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
     
    Seni Seyrediyorum
    		
    		
    saçların uçuşurdu rüzgardan yanından seni seyrederdim günes yakardı, deniz yakardı sen konuşurdun, dinlerdim gülerdin… susardın, düşünürdün benimle el-ele yürürdün yol biterdi. görmezdim seni zaman yıl yıl geçerdi uzaktan çok uzakladan seni seyrederdim.
                                                                                                         YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

     

    Tentation
    		
    		
    Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç Sana diyeceklerim söylemekle bitmez. Yıllardır yaşamamdan çaldığım zamanlar Adına düğümlendi. Bana yaşadığın şehrleri aç, Başka şehirleri özleyelim orada seninle. Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar İkimize yetmez.
                                                                                                         YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

    AMAN ALLAH'IM UZAYLI

    Uzay

    Uzay Dünya'nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya'nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler, gezegenler ve astroitler bulunmaktadır. Fizikçi Carl Sagan'ın kitabı "KOZMOS" da yazdığı üzerine evrensel atom sabiti 1088 kadar yani 10 üst 88, yani evrende 10'un yanında 88 sıfır tane atom var. Bu şekilde bir hesaplama ve insanoğlunun bildiği her türlü galaksi uzayın büyüklüğünü kanıtlar. Uzay ayrıca evren terimi ile karıştırılır. Bu iki kavram karıştırılmamalıdır. "Uzay" içinde bulunduğumuz sonsuz sanılan boşluktur, "evren" ise canlı, cansız her varlığın uyumu ya da uyumsuz yaşadığı mekandır. Yani birbirlerinden farklı şeylerdir.

    Uzay karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. Bu yüzden insan her çağda uzayı merak etmişti. Bu yüzden sürekli uzayı araştırmak için icatlar yapmıştı. Teleskop bu alanda çok önemli bir alettir. Çağlar geçtikçe insanların daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemesi uzay hakkındaki bilgileri artırdı. Böylece merakını gidermeye başlayan insanoğlu bununla yetinmeyip uçarak daha fazla bilgi toplamak istedi. İnsanlığın uçmayı keşfetmesiyle Dünya'yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay 'a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla (bkz.Hubble Uzay Teleskobu) uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti. Ayrıca insanlık uzayı araştırmak için "astronomi" bilimini doğurdu. Artık astrologlar uzayın bilgilerini daha hızlı buluyorlardı.

    Bu arada teorik fizik ve astronomi konusunda devrim yapacak görüşler ortaya atan Einstein gibi bilginlerin uzay konusunda ortaya attıkları pek çok kuram, gözlemcilerin uzay üzerine verdikleri bulguların mantıklı bir şekilde açıklanmasını sağladı.

    Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi, Dünya'da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalı teleskopun çapı 5 m, yüksekliği 40 m dır dır. Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi, hacmi, ışığının şiddeti vb. incelenmektedir. Uygulamalı fiziğin geliştirdiği tayf (spektrum) analizi, uzaydan gelen ışıklardan, cisimlerin hangi elementlerden oluştuğunu göstermektedir.

    1932'de K. G. Jansky adındaki bir mühendisin rastlantı sonucu bulduğu uzaydan gelen radyo yayınları, daha sonraki yıllarda radyoteleskopların doğmasına ve uzayın derinliklerinin dinlenmesine, bu radyo yayınlarının kaynaklarının ve nedenlerinin bulunmasına yol açtı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanların geliştirdiği V-1 ve V-2 füzeleri daha sonraki yıllarda uzayın keşfi için yapılacak çalışmalarda büyük bir adım oldu. 1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok füzeleri ile "Sputnik" adındaki ilk yapma uyduyu Dünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB'nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu'nda Ay'ın ABD'li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir.Özellikle de Amerika ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

    Kaynaklar

    www.bilim.org TÜBİTAK Popüler Başvuru Kitaplığı "Uzay ve Zaman" kitabı www.tdk.gov.tr

    "http://tr.wikipedia.org/wiki/Uzay" adresinden alındı.
     

    ABD’li UFO araştırmacısı Jeff Peckmann, basın toplantısında bir uzaylı videosu gösterdi… Uzmanlar, görüntü için ‘Kesinlikle gerçek’ dedi.

    “Evrende yalnız mıyız?” ya da “Aramızda uzaylılar var mı?” gibi insanoğlunun kafasını kurcalayan sorulara cevap, ABD’den geldi. UFO araştırmacısı Jeff Peckmann, düzenlediği basın toplantısında bir uzaylının yer aldığı videoyu gazetecilere gösterdi. Dünya Dışı Varlıklarla İlişkiler Komisyonu Başkanı Peckmann’ın gösterdiği ve 17 Temmuz 2003 tarihinde Nebraska’da Stan Romanek adlı bir adamın kızıl ötesi kamerayla çektiği görüntülerde, 1 metre 20 santimetre boyunda dünya dışı bir varlık somut olarak görülüyor.

    ‘ARTIK ALIŞSAK İYİ OLACAK’

    Videoda, uzaylı olduğu öne sürülen bir yaratık bir gece yarısı bir evin penceresinden içeri bakıyor. Filmi inceleyen Colorado Film Okulu uzmanları ise görüntülerin kesinlikle gerçek olduğunu, herhangi bir montaj hilesine rastlanmadığını açıkladı. Önümüzdeki günlerde uzaylılarla ilgili başka kanıtlar da yayınlayacağını belirten Peckmann, artık uzaylılarla yaşamaya alışmamız gerektiğini dile getirdi.

    ÖDÜNÇ HAYATLAR

     

    Ödünç Hayatlar
     



    Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağım.

     Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya, içimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki, diren direnebilirsen... Yüreğim bavulunu toplamış çoktan; ruhum sırtlamış çantasını.. "Uzaklar" çekiyor içimdeki seyyahın tasmasını...

     Marianne Faithful sanki şarkı değil, derdimin nedenini söylüyor radyoda: "Saçlarında ılık rüzgarla, spor bir araba sürerek, Paris'e hiç gitmediğini 37 yasinda fark etti".

     Buket Uzuner, yaşayageldiği hayatın anlamsızlığını 37'nci yaşgününde idrak eden bir kadının öyküsünü anlatıyor "Karayel Hüznü"nde... Bıkkın kadın, doğum gününün sabahında, büyük boy bir beyaz kağıda kırmızı rujla şu notu yazıp bırakıyor evdekilere:

     "Bugün benim doğum günüm. Değişiklik olsun diye bu kez size domuz kanından nefis bir çorba hazırladım. İçine de zehir kattım. Ben Alpler'e gidiyorum; çünkü 37 yaşıma girdim ve hâlâ Alp Dağları'na gidemediğimi ayrımsadım. Kalırsam, asla gidemeyeceğimi anladım. Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağımı da....Hoşçakalın".

     * * *

     "Yaşamak değil. Beni bu telaş öldürecek" dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdigimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...

     Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

     Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik. 20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını, 30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...

     Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
    Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış...

     * * *

     Jorge Luis Borges'in derledigi Babil kitaplığında Papini'nin "Ödenmeyen Gün" adlı bir öyküsü vardır. Güzel bir prensesin başından geçenleri anlatır:

     22 yaşındayken bu prensese bir beyefendi sürpriz bir teklifle gelir. Hasta kızı için gençlik yılları aradığını söyler ve "Bana gençliginizden bir yıl ödünç verirseniz, ömrünüz sona ermeden onu gün gün size geri ödeyecegim" der.

     Prenses henüz o kadar gençtir ki, cömertçe gözden çıkarır bir yılı; ödünç verir beyefendiye... 23 yerine 24 yasina basar o yıl yaşgününde. Yıllar yılı hatırlamaz verdiği borcu... Ancak ne zaman ki 40 yaşını aşar ve o dillere destan güzelliği bozulmaya yüz tutar; arar beyefendiyi ve 365 günlük alacağını tek tek tahsil etmeye başlar. Özellikle balo günleri, bütün çizgileri yok olmuş bir yüzle ve körpe bir bedenle girer salonlara... Gece odasına sızmayı başaran aşıklari, gece yarısından sonra yüzünün nasıl kırıştığını hayretle gözlerler... Her gençleşmenin ardından uyanış anı daha acı verici olur. Çünkü yaşı ilerledikçe, o hali ile 23 yaşı arasındaki fark daha da açılır. Fark açıldıkça "bir gün, bir saat, bir an olsun" gençlik aşısını tatmak daha güzel gelir.

     Ancak sayılı gün çabuk geçer. Kalan günlerini hoyratça harcayan prenses, geri isteyebilecegi sadece bir günü kaldığını fark eder: "Bir günlük ışık, sonra sonsuza dek karanlik..."

     Atesli bir sevgilinin bütün bedenini okşaması için o tek günü özenle saklar. Bu son yasam parasını harcamak için çılgınca bir istek duysa da kıyamaz bir türlü...

     Nihayet evine gelip, öyküsünü dinleyen ve dizlerine kapanarak gençliğinin son gününü kendisiyle geçirmesi için yalvaran bir adamın teklifini kabul eder.

     "O gün" geldiginde adam, en şık elbisesi ve titreyen yüreğiyle açar bahçe kapısını... Kadının villasına girer, iki kişilik hazırlanmış masada mumların yandığını görür. Bir süre bekledikten sonra meraklanıp prensesin kapısını tıklatır. Yanıt gelmeyince açıp girer. Dört bir yana savrulmuş görkemli giysilerle dolu odada prenses aynanın karşısında bir kanepeye uzanmıştır. Yüzü bembeyazdır. Gençliğinin dönmesini beklerken son nefesini vermiştir prenses... Adam bu ani ölümün nedenini yerde buldugu mektupta okur. Satırlar, borçlu beyefendiye aittir:

     "Soylu prenses!.. Size borçlu olduğum son gençlik gününü geri veremeyeceğim için çok üzgünüm. (..) En derin bağlılığımla..."

     * * *

     Erikler, kirazlar, çileklerle çıkageldi mi Haziran, pupa yelken kıpırdanır içim...

     Saçlarını ilik rüzgarlara salıp uzak başkentlere spor arabalar süren coşkulu kadınların şarkılarını dinlerim Haziran'da...

     Ardında veda mesajları bırakarak hep ertelediği düşlerinin peşisıra yüksek dağlara tırmanan öfkeli kadınların öykülerini okurum. Ve geleceğe ödünç verdigim yaşanmamış günlerimin yasını tutarım sessiz sedasız...

     Yaşam... O hepimize borçlu olan hergele, öder inşallah bir gün hesabını... Yaşarız ertelediklerimizi, "gençliğimizin son günü" çalınmadan elimizden...

     Can Dündar

    16.06.1999 Sabah Gazetesi

     









     

     

     

     

     

     





    Manga
    => Manga biyogrofiler
    => Yağmur Sarıgül
    => Cem bahtiyar
    => Ferman akgül
    => Efe yılmaz
    => Özgür can öney
    => Manga'nın kuruluşu
    => Manga multimedia
    => Manga - sakın bana yalan söyleme
    => Manga - bir kadın çizeceksin
    => Manga - bitti rüya
    => Manga - dursun zaman
    => Manga - kandırma kendini




    KORKU

    KORKU NEDİR?

    Korku olgusunu tek bir cümlede tanımlamak, kuşkusuz çok zordur. Buna rağmen korkuyu, irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan bir yakın tehdit hissi olarak açıklayabilmemiz mümkündür. Tıbbi açıdan bakıldığında korku – hemen hemen her vakada – soluk beniz, terleme, titreme veya çarpıntı halleri ile birlikte seyreder. Korku hastalıkları ise, korkunun şiddetli bir hali olarak kabul edilir.

    Korkunun Gelişimi
    Korkumuz, ancak hayatımız sürecinde gelişen bir olgudur. Yani ne „ödlek“ olarak, ne de özellikle cesur ve korkusuz bir insan olarak dünyaya geliriz. Gözle görülür ilk korku reaksi-yonlarını, bebeklerin dördüncü ila altıncı ayları arasındaki dönemlerde algılayabilmemiz mümkündür. Çocukların ebeveynlerinden uzun süre uzak kalmalarına katlanmaları, içlerinde bu şahısların bir imajını muhafaza edebildikleri sürece mümkündür.

    Sağlıklı Korku – Patolojik Korku
    Korku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Nasıl ağrının beden için önemli bir alarm fonksiyonu varsa, korkunun da hayati bir önemi söz konusudur. Örneğin korkmadan ve ağrı hissetmeden ateşe yaklaşabilseydik, hayati tehlike arz edebilecek yanıklara maruz kalmamız çok kolay olurdu. Yani, korkunun da sağlık açısından önemli yönleri vardır kuşkusuz. Bu durumda gerçek korku olarak tabir edilen olgudan bahsedilir: Dışarıdan gelen bir tehlike karşısında insan; bedenen, hissi olarak ve akıl seviyesinde alarma geçirilmektedir. Ancak korku olgusunun nasıl yaşandığını veya algılandığını da herkes bilir. Örne-ğin bize korku veren duruma başka bir anlam vermek suretiyle: Geceleri evimizde sesler duyduğumuzda, bunu evde bulunan muhtemel soygunculara değil, örneğin evin içinde dolaşan kediye yormaya eğilim gösteririz. Ancak makul bir ölçüde gerçek korku hissine sahip olmak da önemlidir. Bu korkunun dozu, risk taşıyan bir olayda hazırlıksız yakalanmayacak kadar yeterli olmalı, ancak tepki gösteremeyecek kadar da („korkudan donakalma“) fazla olmamalıdır. İşte gördünüz: hem aşırı korku, hem de korkusuzluk derecesine varan az korku halleri, hastalık özelliklerini taşımaktadır. Aşırı korku halinde mutlaka yardıma ihtiyacınız var demektir, üstelik yaşam kaliteniz de kısıtlanmış olacaktır. Ancak korkusuzluk halinde sosyal açıdan topluma uyumlu ve de başarılı olmanız mümkündür. Korku olgusunun bu her iki türünün de hastalık niteliği taşımasına rağmen, aşırı korku vakasının daha önemli olduğu da bir gerçektir.


    İnsan, içinde her zaman korkuyu bulabilir. Ancak yeterince derinde aramasını bilmelidir.

    André Malraux (1901–1976), Roman yazarı, Fransız Kültür Bakanı ve Sanat Bilimcisi


    Korkuların Sınıflandırılması

    Korkudan korkuya fark vardır. Bundan dolayı korku bozuklukları, tıbbi açıdan üç büyük gruba ayrılmaktadır. Bu sınıflandırmada, her bir korku kategorisinin hasta edici özelliğini vurgulamak için „bozukluk“ kelimesi eklenmiştir.

    • Korku bozukluğu (genel korku, herhangi bir olguya bağlı olmayan korku)
    • Panik bozukluğu (veya panik atakları), alan korkusu (agorafobi) ile veya tek başına seyre- debilir
    • Fobik bozukluk (belli bir nesneye ve duruma bağlı olarak)

    Bütün bu korku hallerinde, normal hal ile hastalık hali arasında kesin bir sınırlama mümkün değildir. Bu itibarla, önce korkunun hangi boyutta olduğu sorusunun irdelenmesi gerekmektedir; örneğin genel olarak nispeten çabuk korku hissine kapılabilen bir kişiliğin hastalık boyutuna ulaşan derecede korkuya kapılıp kapılmadığı sorusu, önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin sistematik bir şekilde uçağa binmekten korkan, ancak bunun için mutlaka psikolojik yardıma başvurmayan veya başvurması zorunlu olmayan çok sayıda insan vardır. Diğer insanların huzurunda konuşma korkusunun hangi noktadan sonra hayatı kısıtlayan boyuta ulaştığı ve dolayısıyla profesyonel hekim yardımıyla tedavi edilmesi gerektiği sorusu da, çoğu zaman kolayca kestirilemez. Aynı şekilde, örneğin örümceklerden korkmanın ne derece hastalıklı bir durum olduğunu da bilemeyiz. Konunun daha iyi anlaşılması için öncelikle korku hastalıklarının üç farklı şeklini biraz daha yakından irdeleyelim.

    Genel Korku Bozukluğu
    Korku belirtilerinin çoğu günlerde, en az birkaç haf-ta boyunca devamla ortaya çıktığı hallerde, genel korku bozukluğundan söz edilir. Bu bozukluğu teşhis eden doktorun, teşhisine temel aldığı en önemli belirtiler arasında şu haller de bulunmaktadır:
    - Kaygılar (gergin his hali, heyecanlı olma, belli bir olguya konsantre olmada zorlanma)
    - Motorik gerginlik (örneğin titreme, kaslarda gerginlik hissetme, sakin olamama)
    - Aşırı vejetatif (kontrol dışı) reaksiyonlar (örneğin terleme, baş dönmesi).

    Panik Bozukluğu
    Doktorunuz tarafından önerilen ilacın panik bo-zukluğunun tedavisine yönelik olması itibarı ile, bu broşürün „Panik nedir?“ başlığı altında konu daha ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir.

    Fobik Bozukluk
    Fobik bozukluk, daima spesifik bir durum veya obje ile bağlantılı olan bir korku halidir. Objeye bağlı fobi, örneğin örümcek, yılan veya ateş gibi belli bir nesneye bağlı olarak ortaya çıkan bir korku halidir.

    Korkmak..
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..
    W. Shakespeare

    ozan

     
    No english title - video powered by

    Aşık olmayalı uzun zaman oladu,
    Ele ele tutuşmayı unuttuk sandım,
    İstedim ama bi türlü olmadı,
    Doğru zamanı bekliyorum uzun zamandır,
    Geç olsun ama güç olmasın istedim ben,
    Sahtekar olanı başkasıyla kalanı,
    Bir gecelik olanı,
    Alemi göreni geceleri bileni,
    çok parayı seveni,
    İstemem ben,

    DEAN

     

    DEAN-SAMSUPERNATURAL

     

    ölüm sadece bir başlangıçtır...

    Bir Başlangıçtır Ölüm

    unutmadım ölümü,
    unutanlar utansın,
    ölüm Allah'ın emri,
    teslimiyet gereği...

    kısadır ömrü gülün,
    aşk tutkusudur ölüm,
    herkes unutsa seni,
    tek sadık dosttur ölüm...

    sağ elimde bir ölüm,
    sol elimde bir ölüm,
    ortasında ömrümün,
    en güzel gündür ölüm...

    onlar ölümden uzak,
    ölüm onlara yakın,
    ölüme sevdalandık,
    yoluna kanatlandık...

    yolun başlangıcıdır,
    kapanan kapı ölüm,
    kavuşma zamanıdır,
    açılan kapı ölüm...

    ölüm sen ne güzelsin,
    vuslatın baharında,
    bin bir çiçekler açtı,
    ümidimin bağrında...

    sevgiliye açılan,
    en güzel kapı ölüm,
    sevgiliye kavuşma,
    en güzel zaman ölüm...

    en büyük nimet sensin,
    ebediyet verensin,
    seni sevmeyenlere,
    Allah sabırlar versin...

    varsan korkutmak için,
    kahpedir senden korkan,
    dirilişin muştusu,
    Allah'a varmak için...

    Alacakaranlıkta

    Akşam karanlıklarla sarmaş dolaş
    Sen de sarılmışsın yalnızlığına,
    Taksiler kurşun gibi gelir geçer
    Troleybüsler salına salına.

    Tek tük kadınlar aydınlatır caddeyi.
    Genç kızlar beyaz neonlar gibi.
    Ortancalar gül rengi ışık saçar,
    On beşine varmamışlar masmavi.

    Sen de yalnızlık saçarsın.
    İçmeye korkarsın, efkâr basar.
    Ağlayamazsın elâlem var.
    Şapkanı bile çıkaramazsın
    Saçlarını uçurur rüzgâr...
      
    Gittim deniz kıyısına oturdum.
    Akşam karanlıklarda sarmaş dolaş,
    Ben de denize akıyordum
    Irmaklar gibi yavaş, yavaş...

    ŞİİR TARLASI

    Gel gayrı
    		
    		
    Kara gözlüm bu ayrılık yetişir İki gözüm pınar oldu gel gayrı Elim deyse akan sular tutuşur İçim dışım yanar oldu gel gayrı Ayların sırtında yıllar taşındı Sanmaki garibi eller düşündü Bebekler evlendi yollar aşındı Kozalaklar çınar oldu gel gayrı Hesab et gideli sen gurbet ile Otuz ay tutuldu kolay mı dile Hapisler sürgünler esirler bile Sılasına döner oldu gel gayrı
                                                                             ABDURRAHİM KARAKOÇ
    Kırgın sularda
    		
    		
    Yaprağın güle gülümsemesidir Sabahın ilk eylemi Hala gözlerimde bir ikindi serinliği -Yüzünün neresinden dönsem, yalnızım- Annemin ud çalan ellerinin beyazı Neruda'yı okuyan lirik sesi babamın Bolivya'dan esen güney rüzgarı Kırgın sularda dağılıverdi odaya Dön bana çocukluğum Pandora'nın kutusundaki umut Yüreğimde ısınan mavi güvercin Kirpiklerimde yaşaran sevda Ah! Kırılmıyor hüznün sırça sarayı Dön bana gençliğim
                                                                ALINTI
    Üşüten yaz yağmuru
    		
    		
    - 17 Ağustos'a - şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan gözyaşım gibi sessiz ve durmadan sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan hem yedi günlük ölüyü bile koymadan yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor biraz daha gün yüzüne acı vuruyor şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan
                                                                                                                              ETHEM VAYVAYLI
    Sen, içimde bin yıllık ukde
    		
    		
    Ardımda bıraktım, bir yığın uykusuz geceler Dakîkalar'da İsmin, Sâniyeler heceler Seni hatırlatır teker teker Alıp götürür beni benden, Yine o meçhûle çeker... Bu kaçıncı kayboluşum biliyor musun gözlerinde? Bu kaçıncı yalın ayak, baş açık dolanışım sahrâlarda? Hayâlinin peşinden koşup, Bu kaçıncı meydân okuyuşum, Asırlık Sevgiler'e? Sanki Târih Sâhifeleri'ni tekrar yazdım; Kaç sefer aştım Kaf Dağı'nı... Kaç sefer ibretle parmak ısırttım Leylâ'ya, Mecnûn'a... Belkıs'ın Sarayı'na konuk oldum... Kaç sefer teptim Züleyhâ'yı elimin tersiyle... Dolaştım Buhârâ'yı, Semerkant'ı, Horasan'ı, Türkistan'ı... Sonra çaldı Endülüs'te gitarlar, Kurtuba'da, Gırnata'da, Adın'a yaptığım besteler okundu... Ve, sen; İçimde Bin Yıllık Ukde... Ve, sen; Yeryüzü'nde görülmemiş efsâne... Bir te'sirli bakışının tahakkümüne giren Asırlar'dan döndüğümde, Yine sana bilendim, yine sana şartlandım... İnzivâya çekildim Tibet Manastırları'nda Ay ışığı görmeyen gecelerde, Kandildeki katranları mürekkep yaptım divitime Ilık nefesine hükmettim; En sert fırtınadan daha keskin kasırga oldu Emrettim; Esip getirdi ayağıma Orhun Anıtları'nı Gözyaşlarımla yıkayıp sildim Kitâbeler'i Ve, Seni nakşettim anıt taşına Seni yazdım Sildim aşk adına ne kadar kânun varsa, Hepsini tek tek yeniden ben yazdım Çün ki; Sensiz bir efsâneye, sensiz bir aşka dayanamazdım... Senin için tekrar aşkın kânununu yazdım Ben yazdım... Ben...
                                                                          M.ENGİN KARATAY
    Sensizlik Türküsü
    		
    		
    Dün seninle, bugün senden uzakta İsminle avunur, seni anarım Mutlularım arasında bir mutsuz! Issız köşelere kaçar, sinerim.. Talih yüz çevirmiş, felek de küstü Hakkımda verilmiş ayrılık kastı Diyar-ı gurbette bir akşam üstü Yalnızlıktan üşür üşür, donarım.. Gündüzlere inat, geceler kızgın Sabahları olmaz hiç doğru, düzgün! Uykuya dargınım, vefâya üzgün Cefâ ile ahbab oldum, yanarım.. Dert bağımda bülbüllerim ötüşür Duygularım birbiriyle itişir Hasretinle alev olur, tutuşur Derdin ile yanar yanar, sönerim.. Elde neş´e, bende hüzün, ızdırap Sensizlik derdiyle şu gönül harap Beldeler meyhane, enginler şarap Yalnızlığı içer içer, kanarım.. Dertler açık seçik, mutluluklar sır Sensiz dakikalar bana bir asır Duvarların arasında münhasır Bir o yana, bir bu yana dönerim.. Sensizlik derdiyle olmuşum hasta Gözlerim yollarda, kulağım seste İçime çektiğim her dem nefeste Uzaklardan bana seni sunarım.. Dört yanımda dağlar yüceden yüce Ey hüzünlü akşam, ey gamlı gece! Ey bana kendimi soran bilmece! Ben bende değilim, bende sanırım
                                                                                                                                HÜNKAR DAĞLI
     

    ŞİİR OLMADAN YAŞAYAMAM...

    SEN YANIMDA OLSAYDIN

    Kahrolmazdım günlerce, sevseydin sende beni,
    İçimde köşk kurardım, baş ucumda olsaydın.
    Taşısaydın eğer ki, yürekte, can'da beni,
    Hiç bıkmadan bakardım, sen yanımda olsaydın.

    Gözlerimdeki yaşı, kirpiklerim tutardı,
    Dil gönül pazarımda, balı alıp satardı,
    Bulutlarda gezdirir,semalara katardı,
    Ta göklere çıkardım sen yanımda olsaydın.

    Karanlık gecelerde,fener olup gözlerin,
    Işıldardı gönlüme,türkü gibi sözlerin,
    Namelere düşerdi, sevgi yüklü sazların,
    Tellerine takardım, sen yanımda olsaydın.

    Geceyi gündüz eder, baharlara karışıp,
    Çiçekleri başıma takmak için yarışıp,
    Güzellikler içinde , mutlulukla barışıp,
    Dertleri hep atardım, sen yanımda olsaydın.

     

     
    Sensiz Bir Gün Daha
    Sensiz bir gün daha gecti
    Sen yoksun yanımda
    Günler geçmek bilmiyor,bu sabahta
    Sensiz bir gün daha geçti bu ayazda
    Sensizdim bu sabahlarda
    Sen yokdun yanımda
    Hasretin oldu başa bela
    Sensiz bir gün daha geçti bu koca yılda
    Yağan yağmurla uyandım bu sabahta
    Ne güzel iniyordu melekler dünyaya
    Meleklerde seni gördüm bu sabahta
    Sensiz bir gün daha gecti bu yağmurda
    Gözlerini gördüm bu sabah denizde
    Nasıl parlıyordu inci gibi öyle
    İçimi aydınlattın sabah güneşinde
    Bir gün daha gecti sensiz yapayanlızdım işte
    Gececiyim bu alacakaranlıkta
    Sokaklar bomboş,sessiz çığlıklar varoş
    Bu sabahda uyandık yine sarhoş
    Ama yine sensizdim bir gün daha geçti muhteşem bir poz !!!