özlem's profileBENİM ADIM HAYALETPhotosBlogListsMore Tools Help


 

tarkan asla

 
 
Tarkan Asla Vazgeçemem Klibi
 
asla
komik olamam
alooooo
aman abla yetiş abla akıl elden bak gidiyor.
 kıvıra kıvıra girdi kanıma
 
 

güler duman

 
 
işte gidiyorum çeşmi siyahım
aramıza dağlar sıralansa da
sermayem derdimdir ey dost
servetim ahım
karadıkça bahtım karalansan da

Haydi dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zar'da
Otmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da...

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni düşürdün elin diline
Güldün Mahzuni'nin berbat haline
Mervan'ın elinde paralansa da
 
indir
 
 
 

pembe yesil turuncu vb.

 

Bir Damla Masalı

Çok yalnızdı ve göklerden düşüyordu. Önce ormandaki bir yaprağa, oradan da süzülerek bir su birikintisine düşüverdi. Birikinti sevinmişçesine dalgalandı, merkezde de bizim su damlası. Artık, o da ağaç gibi, yapraklar ve diğer düşmüş damlalar gibiydi, yalnız değildi. İstediği mutluluğa kavuşmuştu. Artık yukarıdan gelen damlaları o da karşılayabilecekti. Ama bir şey fark etti, artık bağımsız değildi. Etrafındaki damlalar ne yaparsa, aynısını yapmak zorundaydı. Kendini de kaybetmişti ve bulamıyordu. Yağmur da dinmişti zaten. Hayatı duruvermişti.

Güneşe binip tekrar geldiği yere gitti. Ve yine göklerdeydi. Ama tutunamıyordu. Yine düştü, yine çıktı, düştü çıktı. Sonunda bir şey fark etti. Bu, onun hayatıydı. Ama sadece bundan ibaretti. Hayatı bu kadar basit olmamalıydı. Bir su damlasıydı, kabul ediyordu. Ama mutlu olmak istiyordu. Tekrar güneşe bindi ve büyük bir göle düştü bu sefer. Kalabalıktı etrafı. Sesini duyurmalıydı. Ama nasıl? Aslında bir çözümü vardı. Bir damlayla tanıştı sonra. Çok sevdiler birbirlerini. İki damla, yollarına beraber devam edeceklerdi. Güneş yine girdi araya. Sadece bir damlaydı, güneşe rakip olamazdı… Şu bizim damla kaçamadı ki... Ayrıldılar. Hıçkırıklara boğuldu damlalar. Kimseler avutamadı damlaları. Duyan herkes etkilenmişti. Dünya boş durmadı. Kapattı güneşi. Güneş çok kızdı! Ve her gece iç çekerek ağlayan damlalar sonunda yine bir birikintide buluştu. Onları ayırabilecek bir güneş yoktu artık. Hatta sadece ikisi buz kesilmeye razıydı. Ne de olsa aşk böyle bir şeydi. Mecburiyetten midir bilinmez, her yağmurda acı çekti dünya. Ama hep gülmeyi seçti, ağlamaktansa.

 

Seninle Anladım

Aşk diyorlarmış kalbin oynadığı oyuna.Seni bir oyuncak gibi bir o yana bir bu yana savururmuş...Bir kalbin elinde oyuncak olunca anladım.Sevmek bambaska bir duyguymuş meğer...Sevgileri doldurmuş kalplerine binlerce insan.Hepsinin yüzü aşkın acısı ile dolu.Gözüm;birini hasretle izlerken aynama yansıyan yüzümü görünce anladım...Kurtulamazlarmış aşk denen seyden.Ne yapar ne eder geri dönermiş yüreklere.Bir çare bırakırmış aşk ile dolu kalpleri.Sen gidince buz kesen ellerimi yüzüme kapattıgımda anladım.Unuttum,bitti artık sevmiyorum.Geçti gitti diyenlerin hepsi yalan söylermiş meğer...Seni yeniden gördüğümde kalbimde beni boğan sızıyı duyunca anladım.Aşk demek karşılıksız sevmek demekmiş.Aşk bir gece vakti sokakta yalnız başına yürürken gördüğün,irkildiğin hayallermiş.Aşk,bir ömür demekmiş.Bir ömre değer demekmiş..Yıllar sonra ellerim ellerinde,gözlerim gözlerinde ve kalbim yeniden ellerinde olduğunda anladım.Meğer aşk herşeye degermiş.Senin aşkın bir ömre yetermiş.Hayata beraber gözlerimizi yumunca anladım...

 



deli

kendime yeni bir ben lazım
bu sene ii geçmedi kader beni seçmedi
hepsini bir kazana atıp toptankaynatmak gerek
 
 

gözlük

duyuru

arkadaşlar spacemi açınca hepimiz kardeşiz adı müzik dinliyor musunuz.

bataryam zayıf

YAKARIM ROMAYI ALIRIM MICHEAL JACKSON'U

Rahat Ol

Yar deyip dağladım her bir yanımı.
Hasretlik dört yandan sardı canımı.
Sonunda el çekip saray, hanımı,
Feleğin gözüne çaktım rahat ol.

Bir ömürdür bana yetti gazabı.
Al da başına çal dedim azabı.
Dökerek gönlüme aşktan kezzabı,
Her bir hücresini yaktım rahat ol.

Sevgiden ötesi bilirim yalan.
Sevgisiz yürekler er ve geç talan.
Yıkılmaz kaledir sevgisi olan.
Gelmişe geçmişe baktım rahat ol.

Ne sen kendini yor, ne de beni yor.
Sığırtmaç sevgisi yüreğinde kor!
İnanmazsan aşkın kitabına sor.
Her bir sayfasına aktım rahat ol.

 yaparım bilirsin


Engel mi mesafeler aşk yoluna meşk yoluna
Değer mi sebepsizken ayrılığa
Baş koydum ben seninle mutlu aşk yoluna meşk yoluna
Bulurum kaf dağına kaçsanda

Aşıklar anlar beni her halimi sevdiğimi
Dünyada bensiz bırakmam seni
Yalnızlar anlar beni her halimi sevdiğimi
Hayatta terk etmem seni

Yaparım Bilirsin

Deliyim gözü kara deliyim  yakarım Romayıda yakarım ben
Bulurum seni yine bulurum olurum yine senin olurum

 


 

YAKARIM ROMYI YIKARIM ROMAYI BUNU YAPARIM BİLİRSİN

UFO GÖREN MASUM KÖYLÜ

BİNLERCE DANSÖZ VAR



BENİM ADIM HAYALET

BENİM ADIM HİÇ

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.

Custom HTML

 

manga - 2005
Online Müzik

Windows Media Player

özlem

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
erdem erdemwrote:
hareketli kirmizi gül
Sept. 3
SLM ÖZLEM ALANIMA YAPTIĞIN YORUM İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM...DOĞRUSUNU SÖYLEMEK GEREKİRSE BENİM SPACE SENİN SPACE İN YANINDA EL ARABASI GİBİ KALIR :)))NEYSE KİB ALLAHA EMANET OL BÜTÜN GÜZELLİKLER SENİNLE OLSUN.....
July 7
July 3



__________________
July 3
ES-SELAMUN ALEYKUM VE RAHMETULLAH
 
Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsizlikten kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yaptığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyadan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.”
Allahın Rahmeti Üzerinize olsun...
Rabbim sizi korusun...Selam dua ve muhabbetle....
 
ALLAHUEKBER KEBİRA

"De ki: 'Ey kitap ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.' [ Ali İmran Suresi 99 ]

Regaib Gecesi Namazı !

Bu geceyi İhya etmek maksadıyla Recep ayının ilk Cuma gecesi yani akşamla yatsı arası kılınan 12 rekatlık namazın ve bu gecenin fazileti hakkında dayanılan rivayet şudur:
Enes İbn Malik (r.a.) Allah Rasulu (s.a.v.)'in şöyle dediğini rivayet eder:
"
Receb ayında orucun faziletini zikrettikten sonra, devamla) "O ayda bulunan ilk cuma gecesinden gafil olmayın. Çünkü o, meleklerin regaip diye isimlendirdikleri bir gecedir. Kim recep ayının ilk Perşembe gününü oruç tutar ve o günün, akşamla yatsı arası on İki rekat namaz kılarsa, (namazın keyfiyetini açıkladıktan sonra) Allah-u Teala o kimsenin günahlarını bağışlar." (Ebu Şame el-Baisu Ala inkari'l-Bida'i ve'l-Havadisi s. 39-40)
İbnu'l-Cevzi bu hadis hakkında şunları söyler:
"
Bu hadis Allah Rasûlu (s.a.v.) üzerine uydurmadır. Ali İbn Abdillah İbn Cahdami bu rivayetiyle ilim ehli tarafından itham olunup yalancı sayılmıştır. Bu hadisin ravileri meçhuldür. Ravilerle ilgili bütün kitaplarda onları aradım ve bulamadım." (Ebu Şame el-Baisu Ala inkari'l-Bida'i ve'l-Havadisi s. 40, İbnu'l-Cevzi, el-Mevdu'at, c.2s. 125-126)
İbnu'l-Cevzi sözüne şöyle devam eder:
"Bu hadisi uyduran kimse bid'atında çok aşırı gitmiştir. Çünkü bu namazı kılan kimse önce gündüz oruç tutacaktır. Belki de o günün gündüzü çok sıcaktır, oruçlu olunca da akşam namazına kadar haliyle yemek yeme imkanı bulamıyacaktır. Akşam namazından sonra, bu namaz için uzun tesbihat sebebiyle kıyamda ve secdede duracak gayet eziyet çekmiş olacaktır. Ben doğrusu ramazan ve teravih namazlarına nazaran insanların bunda, nasıl izdihamlaştıklarını kıskandım. Bilakis bu namaz halk indinde diğerinden daha büyük ve değerlidir. Çünkü bu namazda diğer beş vakit namaza gelmeyenler hazır bulunuyor. ( Ebu Şame el-Baisu Ala inkari'l-Bida'i ve'l-Havadisi s.30. İbnu'l-Cevzi. el-Mevdu'at c.2s. 127)

Bu günü ve geceyi kutlamak, müslümanlar arasında hicrî dördüncü yüzyıldan sonra adet olmaya başlamıştır. Bu kutlama ile ilgili olarak bütün alimlerin söz birliği ile uydurma sayılan bir hadis ortaya atılmıştır. Bu sözde hadise göre, o gün oruç tutmanın ve o gece cahiller arasında “Regaib Namazı” adı ile anılan bir namaz kılmanın fazileti belirtilmiştir. Bir kısmı bizim mezhebimizden olan bazı son dönem alimleri (Muteahhirin) de bu gün ve geceden söz etmişlerdir.
Bu konuda araştırmacı alimlerin savundukları ortak doğru görüşe göre, o gün oruç tutmaktan ve o gece adı geçen asılsız namazı kılmaktan kaçınmak gerekir. Ayrıca o gün kutlamak için ortaya çıkarılan özel yemekler hazırlama ve güzel elbiseler giyinme gibi geleneklerden de uzak durmalıdır. Böylece o gün, öbür normal günler gibi bir gün sayılsın ve ona hiç bir özellik tanınmamış olsun.
Bu kategoriye giren asılsız kutlama günlerinden biri de Receb ayının ortasına rastlayan gündür. Bu gün “Ummu Davud” adı ile anılan bir namaz kılma adeti ortaya atılmıştır. Oysa bu günü kutlamanın şeriatta asla yeri yoktur.
Hafız Ebu'l-Hitab ise şunu söyler: "Regaib namazını uydurmakla ittiham edilen kimse Ali Ibn Abdillah İbn Cahdami'dir. Meçhul olan raviler üzerine uydurmuştur. Ki bunlar, kitabların tümünde mevcut değildir”.( Ebu Şame el-Baisu Ala inkari'l-Bida'i ve'l-Havadisi s.40)
Hafız el-Irakı şöyle der:
"
Rezzin, kitabında bunu irad etmiştir. O uydurma bir hadistir" (Çukayn, Es-Sunenu ve'l-Mubîede'at s. 140)
İmam Tartuşi şu sözünü ekler:
"
Receb ayındaki regaib namazı ise, Beyti'l-Makdis'de bizim bulunduğumuz yerde ancak h. 480 senesinde ihdas (uydurulmuş) edilmiştir. Bundan önce bu namazı ne gördük ve ne de duyduk." (Tartusi, EI-Havadisu ve'l-Bida'us. 133)
Özellikle Regaib gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regaib namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden
Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir.
Görüldüğü gibi bu gecede mevlit okuma işi bu namaza nisbeten yeni sayılıp daha sonra uydurulmuştur.
Zaten bu hadis sahih olsa , onu en başta kuran sünnet takipçisi olan bizler kabulleniriz. Bidat olan kandilleri kabullenenler bu hadisi sahih diyerek yapmamaktadırlar. İçlerinden ilimden uzak sefihleri , hadis alimin kitabında gördüğü hadis hakkındaki şerhi ve hadisin sıhhat derecesini beyan eden açıklamalarını dikkate almadan mal bulmuş mağribi gibi delil diye sarılmışlardır. İçlerinden ilmi yönden mürekkeb yalamışları bu hadisin sahih olmadığının farkındadırlar. Adet haline getirilen bu kandil tabusuna boyun büküp teslim olduklarından sürü pisikolojisiyle hareket ederek ikamet ettikleri yerlerde kalabalığa-çoğunluğa uymaktadırlar.
Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlar. Enam 116

 
July 2
özlemwrote:
buda  benim yeni sitem
June 30
muratwrote:

Image Hosted by ImageShack.us

June 30
özlemwrote:
June 29
Ahlak

Ahlak insan olmaktır

İnsan gibi

İnsan olduğunun farkına varmaktır

Çalmamaktır,çırpmamaktır

Irzına, namusuna,malına göz dikmemektir kimsenin

Sömürmemektir emeği

Bütün insanları kardeş görmektir

Kardeşini korumaktır kötülüklerden

Saygılı olmaktır senden olmayanların kutsallarına

Hakaret etmemektir varlığına kimsenin

Ezileni gördüğünde susmamaktır

Herkesi en az kendin gibi bilmektir

Kendini kötülüklerden korumaktır

Adil olmaktır en az kendine adalet istediğin kadar

Cezadan korkarak değil iyi güzel olduğu için iyi olabilmektir

Ahlak şereftir,haysiyettir

Örnek olabilmektir

Utanmasını bilmektir utanabilmektir

Ağlamasını bilmektir,ağlayabilmektir

Pişman olmaktır,pişman olmasını kabullenmektir

Sadece kendisi için değil herkes için isteyebilmektir

İçinden geçenleri düzeltebilmektir

Ahlak evrenseldir,bölgesel değil

Hukuka saygılı olmaktır,

Hukukun insanların doğal hakları olduğunu bilmektir

Sorumluluğunun gereğini yapmaktır

Sinirlendiğinde sabırlı olabilmektir

Araştırmadan sonuç çıkarmamaktır

Ahlak empati yapabilmektir

Empatinin gereğini yapabilmektir

Evrensel olarak ahlak bu değil midir

İster Yahudi ol,ister Hıristiyan

İster Müslüman ol İster Mecusi

İster Satanist ol istersen Budist

İster agnostik ol ister ateist

Hangi dinden

Hangi felsefeden

Ve hangi akımdan olursan ol

Evrensel ol

Ahlaklı ol

Ortakların olsun insanlar

Ortakların olsun tüm canlılar

Ahlaklı ol

Ahlaklı yaşa

İslam da evrensel ahlakı tamamlayan dindir

İslam evrenseldir ve evrenin dinidir

İslam Peygamberleri ahlaklı yaşayışın kilometre taşlarıdır

Erdemdir hedeflenen

Yaratıcının yaratma amacına yöneliktir tüm çabaları

İnsan olduğunun mahluk olduğunun farkına vardırmadır

İnsanlar içerisinde bir insan

Canlılar içerisinde bir canlı olduğunu hatırlatmaktır insana hayırlı bir gün geçirmeniz dileğimle kendine iyi bak selam dua
June 29
ahmed akwrote:




Yıldızların dağılabileceğini, dağların yerlerinden oynayabileceğini hatırlattı.

Güneşin yörüngesinde hep itaat içre akıp gittiğini söyledi.

Varlığı “oku”du.

Taşların da emre karşı yumuşak olduğunu, ateşin de emirle yandığını, itaatle tutuştuğunu haber verdi.

Dağın da kul olduğunu, denizin de itaat ettiğini O söyledi

Varlığın secdesini görünür kıldı gözümüze ve gönlümüze.

Teslimiyetin gölgesinde söndürdü göğüslerimizde yanıp duran hırs alevlerini.

Secdenin gölüne gül eyledi alnımızı.

Tevekkülün sonsuz ve sessiz çayırlarına eriştirdi kanayan çıplak ayaklarımızı.

“Sana, yalnız Sana ibadet ederiz.” diye öğrettiğinden beri, hücre hücre eğilişlerimizi izzetli bir kulluğa çevirdi.

Rahman’ın sofrasına çağırdı bizi.

“Senden, yalnız Senden yardım isteriz.” diye bildirdiğinden beri, gece gündüz muhtaçlıklarımızı şerefli bir yakarışa çevirdi.

Rahim’in dergâhında ağırladı bizi.

Secdelerimizi en gölgesiz, en dolaysız, en lekesiz, en şüphesiz yakınlığımız eyledi.


Yeryüzünü mescid eyledi.
 


Senai Demirci     

 

selam ve dua ile kardeşim


June 29
özlemwrote:
Sadece Ben Sevmeliyim Seni
Sadece ben uyanmalıyım yaz gecelerininin sabahında..
Ben uyuyakalmalıyım tatlı anılarını dinlerken..
Delice vuruldugun gözlerin icin nefes almayım sadece
Rüzgarda dagılan saclarını sadece ben düzeltmeliyim..
Ben bilmeliyim dudaklarındaki ıslak öpücükleri atesini
Ve sadece ben silmeliyim gözbebeklerindeki gözyaslarını..
Ve sadece ben sevmeliyim seni delicesine..
Senin sevmenin bedeli Cehennemde sunulsa bana..
Ben sadece senin için ölmeliyim..
June 29
tahsinwrote:
slm alanın oldukca zengin içeriklerle dolu başarılar dilerim bde ziyaret edersen fakir hanemi çok mutlu olrum  ama sakın gülme ben daha acemiyim
June 27
Semra ...wrote:

ÂŞIKLARIN YANAN GÖNÜLLERİYLE

GÖZYAŞLARI OLMASAYDI,

YERYÜZÜNDE ATEŞ VE SU OLMAZDI

HZ.MEVLANA

selam ve dua ile...

June 27
ahmed akwrote:
DİNLE BENİ YÜREĞİM
Dinle beni yüregim...
Sadece ve sessizce dinle.. ve selam et yüregim...
Sevdaya aska dair her ne varsa hepsine selam et..


Bir yalvarisla cikmistik yola biz...
Bir haykirisla.. umutlarimizi anlatmistik susayan gönüllere..
Biz sevdanin esiriydik yüregim..
Biz ask askeriydik..


Simdi bir kösede bükükse boynumuz, agliyorsak hala,
incilmissek yine toparlanma zamani yüregim...
Bu yolda acinin adini `Gül` koyduk biz...
Zehirin adini `Bal` koyduk biz..
itselerde, herkesi Dost bildik biz...
Bilelim yüregim hep böyle bilelim biz...

Dertlere siper olma zamani,gönüllerde sevda olma zamani..
Yüregim kisin bahar olma zamani....
Hadi bir umut yine.. kalkalim ayaga..
Hadi silelim gözyaslarimizi...
Kimse görmesin bilmesin agladigimizi.................

Dostumuz olan geceyi bekleyelim yüregim...
ve de bizi yalniz birakmayan yildizlarimizi....
Onlari dost sectik biz kendimize...
Cünkü hem cok uzaktirlar hemde cok yakindirlar..
ve de isiklariyla geceyi ne güzel aydinlatirlar...
Örtsün yüregim gece bütün yaralarimizi....
Saklasin bizim gözyaslarimizi...

Elimizi kaldirdik ya semaya biz....
Unutma yüregim biz istedik asik olmayi Rabbimizden...
Biz istedik dertleri can-i gönülden...
Gelsin dedik...
Sevginin fedakarligi olacakti elbet....

Yüregim asiklar icin burasi sadece bir gölgelikti..
yani o kadar kisaydi...
O yüzden asiklar buraya hic kiymet vermediler...
Kimseyi incitmediler..
Degmezdi ki zaten bir gölgelikti bura onlar icin...
Onlarin yurdu asiklar diyariydi...

Ne kadar uzagiz dimi yüregim oraya..
Gayret yüregim... gayret ve az sabret yüregim....
Kapi kapi dolasma zamani simdi...
Sevginin sahibini anlatmak icin...
Kovulsakta anlatma zamani yüregim
Askin sahibini tanitmak icin,
anlatalim haykiralim ve yanalim yüregim...

Nereye gidiyor bu insanlar diye aglayalim yüregim aglayalim...
Bize sevgiyi ögretmisti Rabbim....
Sevgiyi tanimamiz icin bize anne baba es dost göndermisti...
ama bunlar aracti yüregim...
Basamak basamak Hakk`a ulasmak icin...
Sevmekti yüregim sadece O`nun icin...

Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz....
Savrulduk her yere..
Kaybettik benligimizi..
Unuttuk nerden geldigimizi ve nereye gittigimizi....
Ve simdi yüregim.... hatirlama ve hatirlatma zamani...

Gözler sahtelikleri gördü hep...
Eller sahteye uzandi hep...
Kac el yetim basini oksuyor yüregim...
Kac el bir gözyasi siliyor...
Oysa ki bu eller bize yüreklere dokunmak icin verilmisti...
ve kacimiz simdi gercekleri görüyor..
Kacimiz isine geleni görüyor....
Oysa yüregim .. bu gözler hakki görmek icin verilmemismiydi.....
ve kacimizin kulaginda sevgi sözcükleri cinliyor...
Kacimiz iyi seyler duyuyoruz....
Oysa bunlarin hepsi bize bir duyguyu büsbütün yasamak icin verilmisti.... ask...
Íste o zaman göz onu görürdü..,
Kulak onu duyardi, ayak ona varirdi, el ona uzanirdi...

Hasret yükünü sirtlayarak cok yollar aldik...
Gözyaslarimizi gönlümüze akittik...
ve yüregim senle beraber kanadik, acitildik, incitildik, itildik......
Varsin yapsinlar yüregim...
Biz burda kalici degiliz...
Varsin yapsinlar yüregim biz lanet edici degiliz...
Her seyi gören her seyi görüyor yüregim...
Sen üzülme... mahzun olma....

Umut hayalimiz olsun..
Sevdamiz sermayemiz olsun...
Gözlerimiz isigimiz olsun... sözümüz özümüz olsun...
Halimiz askimiz olsun...
Benligimiz Hakk` esiri olsun.....
Günesimiz rüyamiz olsun..
ve bir gün öldügümüzde adimiz `asik` konsun.....

Hep diyorum ve hep diyecegim yüregim
Sanma ask kolay degildir....
Asiklar diyarina varmak kolay degildir...
Bedelde herseyi ister...
Asiklar kendilerini düsünmezlerdi
Kendileri yoktu ki zaten onlar hic buraya ait olmadilar ki....
Onlarin yasadigi acilari yasamadan bu yolda sana yol yok yüregim..
Yol yok.....

ve yüregim yine gitme zamani...

ANONIM
selam ve dua ile kardeşim
June 26
Peygamberimizin Duâlarından Örnekler


Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Peygamber Efendimiz'in duâlarından bi­ri şu duâ idi:

"Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, ku­lağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üs­tümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır.” (1)

Mugîre bin Şu'be'den rivayet olunduğuna göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in dualarından biri de şu idi:

 

"Başka bir ilâh yok, ancak Allah var. O’nun şerîki yoktur. Mülk O'nundur, hamd de O'nundur. O her şe­ye kaadirdir. Allah'ım, Senin verdiğine engel olacak da yoktur, vermediğini verecek de yoktur. Ve servet sahi­bi olanlara servetleri sana karşı bir menfaat veremez. Ya­ni servetine güvenerek sana âsî olanları o servetleri kurtaramaz." (2)

Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri­vâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e bazı kimseler gelip:

-İnsanlar; yâni Ebû Süfyân ve arkadaşları sizin­le muharebe etmek için adam ve silâh toplamışlar, hazırlık yapmışlar. Onlara mukabele edecek dere­cede kudretiniz yoktur. Onlardan sakınınız diye kor­kutmak istediklerinde, bu söz mü'minlerin yakîn îmânlarını ve cesaretlerini artırıp, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

 

"Allah bize kâfidir, o ne güzel vekîldir!" buyurdu. Mü'minler de böyle söylediler." (3)

Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-dan rivâyete gö­re: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çok kere duâsı:

 

"Ey Rabbimiz, bize dünyâda da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azâbından koru," meâlindeki duâ idi. (4)

Ebû Musâ el-Eş'ârîden rivâyete göre Resûl-i Ek­rem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle duâ ederlerdi:

"Yâ Rabb, benim hatâlarımı, bilmeden yapdıklarımı, işimde aşırı gitmemi, ve Senin benden çok iyi bildiğin hallerimi mağfiret eyle. Allah'ım, benim latifeleşmelerimi, ciddiyet hallerimi, hatâen ve kasden yaptıklarımı ve bende olan her şeyimi mağfiret eyle!” (5)

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

"Her kim günde yüz kere:

 

derse o kimse için on köle azâd etmiş sevabı ve­rilir, yüz hasene yazılır, yüz günâhı silinir, o gün akşam oluncaya kadar bu ona şeytana karşı si­per olur. Hiç bir kimse ecir bakımından onu geçemez, ancak bunu ondan fazla söyleyen kimse müstesnâ.” (6)

 

"Ey, Rabbim! Gayb ilminle ve halk üzerine kudretinle, hayatı benim için hayırlı gördükçe beni yaşat, ölü­mü benim için hayırlı gördüğün zaman da beni vefât ettir. Ey Rabbim! Gizlide ve açıkda senden haşyetini istiyorum. Rızâ hâlinde de, gadab hâlinde de ihlâs sözünden ayırmamanı istiyorum, fakirlikte de zenginlikte de i'tidâlden ayırmamanı istiyorum. Senden tükenmez bir ni'met, kesilmez bir göz ferahlığı (yüzde açıkça görülen neş'e ve huzûr) istiyorum. Senden beni kazâna râzı kılmanı, ölümden sonra yaşamanın serinliğini istiyorum. Senden yüzüne bakmanın lezzetini; sana kavuşmanın şevkini istiyorum. Bütün bunları zarar vericinin zararından, sapdırıcı bir fitneden uzak olarak vermeni istiyorum. Ey Rabbim! Bizi îmân zîynetiyle süsle, bizi doğru yolda olan hidâyet rehberleri kıl.” (7)

"Ey Ebû Bekr'in kızı! Sana diğer duâları da için­de toplayan duâları söyleyeyim mi? Şöyle duâ et:

 

"Ey Rabbim! Senden bildiğim ve bilmediğim hayrın hem çabuk, hem geç olanını istiyorum. Ey Rabbim Re­sûlünün senden istediğini istiyorum, Resûlünün sana sı­ğındığı şeyden ben de sana sığınıyorum. Allah'ım benim için kaza ettiğin şeyin âkibetini doğru yola ulaştır.” (8)

"Sana bir kısım sözler öğreteyim mi ki, Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğ­retir, sonra ebediyyen unutturmaz. De ki:

 

"Ey Rabbim! Ben zayıfım, rızân yolunda benim zaa­fımı kuvvetlendir. Beni nâsiyemden tutup hayra sevk et. İslâm'ı rızâmın en son noktası kıl. Ey Rabbim, ben zayıfım, beni kuvvetlendir. Ben zelîlim beni azîz kıl. Ben sana muhtacım, beni rızıklandır.” (9)


"Ey Rabbim! Acizlikten, tenbellikten, korkaklıktan cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve medh etmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.” (10)

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- duâasında: "Ey Rabbim! Beni, iyilik ettiği zaman sevinen, kötülük ettiği zaman istiğfar edenlerden kıl.” (11)

Ekseri duâları:

 

"Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl." İdi.. (12)

June 23
 
Yürüdüm Yollarda
Söyleyemedik..Anladım
SEVGİLERİMLE KARDEŞİM
June 23
SLM NASILSINIZ  İYİSINIZ İNŞALLAH 
YORUM İÇİN ÇOK SAOLUN
June 23
özlemwrote:
Ben bu vatan için şehit oldum ana
Basma ne olur yüreğine mezar taşlarını
Ağlayıp ta güldürme düşmanlarımı
Yolma sakın o ak düşmüş saçlarını

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Yurdumda gezdirmesinler diye kirli ellerini
Kirletmesinler benim vatanımı
Gerçekleştirmesinler düşmanlarım emellerini

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Bizim için şehit olanlar gibi, Sakarya da
Benim gibi, canı pahasına direnenler
Destan yazmadı mı Çanakkale de, Kütahya da

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Almadı düşmanımın bin kurşunu bedenimden canımı
Yurduma ihanet edenin değerse bir kurşunu
Akıtıverir o zaman bu yaramdan kanımı

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Şu yurdumun her karış toprağında
Tomurcuk tomurcuk sevgi gülleri açsın diye
Kelebekler uçsun konsun diye her bir yaprağında

June 22

İki elif miktarı uzat acılarımı,
Ne gelirse senden boynum kıldan ince,
Madem ki seni sevmek, çile çekmek,
Seni sevdiğimin kanıtı olsun; dağlanmış bir yürek.

Elifle başlamadıysam hiç bir sözümü 'be'ye geçirme,
Bütün hayatım senin aşkınla dolsun,
Madem ki seni bulmak, kendini kaybetmek,
Kaybolduğumun kanıtı olsun; ölü şehirlere göçmek.

Elif, Lam, Ra... Olsun tüm sırlarım ifşa,
Gönlüm yalnız senin sevdanı saklasın,
Madem ki seni bilmek adını sayıklamak,
Adına kurban olduğumun kanıtı olsun; her gece ağlamak.

Elif, Lam, Mim... Günahkar titrek ellerim,
'Elif Elif ' diye diye senden seni isterim,
Madem ki sana varmak,dikenli yollar geçmek,
Vuslatımın kanıtı olsun; kevser suyundan içmek
June 18
ilahiler çok hoş olmuş tebrik ederim seni
June 11
>----->♥peri♥
10 Haziran 11:30
June 10
özlemwrote:
June 3
özlemwrote:
June 3
özlemwrote:
June 3
SERKAN HANwrote:
Image and video hosting by TinyPic
May 20
Photo 1 of 1

hiçbirşey yapmadım yeter

 
aldırma deli gönlüm giden gitsin sen şarkılarsöyle içinden boşver
yakarım dünyayı hackerlarım herkesi bunun stilinide öğrenirim
basarım düğmeye patlatırım bombayı
hahahahaha
askerlik yaparken herkesin telofonlarını nereye sakldığını söylemek gibi
kıvıra kıvıra girdi kanıma
bir daha dışarı çıkmadı
 
Cankan Kıvıra Kıvıra Klibi
yanına varırım
göbek atarım
ter kokun rahatsız edyor
filozof olsaydım ne olurdu yani
tahmin etmiştimiçime işlemişti
bütün söylediklerini
bütünşarkılarını ezberledim
 
 
 

ŞİİR RÜZGARI

Seni çok seviyorum...

sana dokunmakla başlıyor güzellikler
ellerini hissettiğim anda büyük heyecanlar
her yanımda olduğunda hızla atan kalbimle
seni çok seviyorum

sabah doğan güneşimde
öğlen içimdeki sıcaklığınla
telefondaki sevgi sözcükleri ile
seni çok seviyorum

her güzellik bu yaşamda sana dair
hediyesin bana hayatta verilmiş olan mükafat
bugünümü sana borçluyum, gülüyorum
seni çok seviyorum

Altro
		
		
Şarkı söylüyormuşum Sokaklarda, Görmüşler. Yere yere bakıyormuşum Yürürken, Duymuşlar. Sonrasını Uydurmuşlar
                                                                                YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
Ansızın
		
		
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça Sen evreninde sana seni aratacağım.
                                                                                                    YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
Benden Sonra Mutluluk
		
		
Bunca yıl yaşadım Elime ne geçtiyse yitirdim Biraz daha yaşayacağım Yalnız bir şey biriktirdim Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce Belki aç kalacağım Suçlanacağım ölünce Biraz yazdım, artık hep yazacağım Hüzünden baş alamadım Görünce
                                                                             YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

Çizdim
		
		
Ben ağacın resmini çizdim hiç kimse için… daha ne yapraklarını yapıştırdım nede adını koydum yemişlerinin… onu bir anlama yakıştırdım. Adınıza büyüyor belleğimde ağaç başka ağaçlar doğuruyor büyümeyi bölüşüyorlar gölgelerinde dal-dal, yaprak yaprak öpüşüyorlar çizmez olaydım, bizi soruyorlar dönüp bizlere bakıyorum dövüşüyorlar
                                                                                 YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

 

Lavinia
		
		
Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal. Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
                                                                            YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
Mesaj
		
		
Ölebilirim genç yaşımda, En güzel şiirlerimi söylemeden görürebilirim. Şimdi kavakyelleri esiyorken başımda, Sevgilim, Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.
                                                                                                      YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
O Gece
		
		
O gece ben olmayacağım. Utancımdan bakamadığım aynalarda Güldüğünüzü görecek Anlayacaksınız. Her gece birinin olmadığı gecedir. Gecelerinizi karıştıracak gitgide Olmayanlarınızın çoğalması. Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece Korkacaksınız. Şimdiden düşünüyorum son kalanımızı Son gidenimizin bu gecesinde. Ama bir gece olacak, ortalarda bir gece.. İçinde siz de olmayacaksınız, Ayrıca.
                                                                                                        YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
Seni Saklayacagim
		
		
Seni saklayacagim inan Yazdiklarimda, cizdiklerimde, Sarkilarimda, sozlerimde. Sen kalacaksin kimse bilmeyecek Ve kimseler gormiyecek seni, Yasayacaksin gozlerimde. Sen goreceksin, duyacaksin Parildayan bir sevi sicakligi, Uyuyacak, uyanacaksin. Bakacaksin, benzemiyor Gelen gunler gecenlere, Dalacaksin. Bir seviyi anlamak Bir yasam harcamaktir, Harcayacaksin. Seni yasayacagim, anlatilmaz, Yasayacagim gozlerimde; Gozlerimde saklayacagim. Bir gun, tam anlatmaya.. Bakacaksin, Gozlerimi kapayacagim.. Anlayacaksin.
                                                                                    YAZAN: ÖZDEMİR ASAF
 
Seni Seyrediyorum
		
		
saçların uçuşurdu rüzgardan yanından seni seyrederdim günes yakardı, deniz yakardı sen konuşurdun, dinlerdim gülerdin… susardın, düşünürdün benimle el-ele yürürdün yol biterdi. görmezdim seni zaman yıl yıl geçerdi uzaktan çok uzakladan seni seyrederdim.
                                                                                                     YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

 

Tentation
		
		
Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç Sana diyeceklerim söylemekle bitmez. Yıllardır yaşamamdan çaldığım zamanlar Adına düğümlendi. Bana yaşadığın şehrleri aç, Başka şehirleri özleyelim orada seninle. Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar İkimize yetmez.
                                                                                                     YAZAN: ÖZDEMİR ASAF

AMAN ALLAH'IM UZAYLI

Uzay

Uzay Dünya'nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya'nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler, gezegenler ve astroitler bulunmaktadır. Fizikçi Carl Sagan'ın kitabı "KOZMOS" da yazdığı üzerine evrensel atom sabiti 1088 kadar yani 10 üst 88, yani evrende 10'un yanında 88 sıfır tane atom var. Bu şekilde bir hesaplama ve insanoğlunun bildiği her türlü galaksi uzayın büyüklüğünü kanıtlar. Uzay ayrıca evren terimi ile karıştırılır. Bu iki kavram karıştırılmamalıdır. "Uzay" içinde bulunduğumuz sonsuz sanılan boşluktur, "evren" ise canlı, cansız her varlığın uyumu ya da uyumsuz yaşadığı mekandır. Yani birbirlerinden farklı şeylerdir.

Uzay karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. Bu yüzden insan her çağda uzayı merak etmişti. Bu yüzden sürekli uzayı araştırmak için icatlar yapmıştı. Teleskop bu alanda çok önemli bir alettir. Çağlar geçtikçe insanların daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemesi uzay hakkındaki bilgileri artırdı. Böylece merakını gidermeye başlayan insanoğlu bununla yetinmeyip uçarak daha fazla bilgi toplamak istedi. İnsanlığın uçmayı keşfetmesiyle Dünya'yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay 'a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla (bkz.Hubble Uzay Teleskobu) uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti. Ayrıca insanlık uzayı araştırmak için "astronomi" bilimini doğurdu. Artık astrologlar uzayın bilgilerini daha hızlı buluyorlardı.

Bu arada teorik fizik ve astronomi konusunda devrim yapacak görüşler ortaya atan Einstein gibi bilginlerin uzay konusunda ortaya attıkları pek çok kuram, gözlemcilerin uzay üzerine verdikleri bulguların mantıklı bir şekilde açıklanmasını sağladı.

Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi, Dünya'da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalı teleskopun çapı 5 m, yüksekliği 40 m dır dır. Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi, hacmi, ışığının şiddeti vb. incelenmektedir. Uygulamalı fiziğin geliştirdiği tayf (spektrum) analizi, uzaydan gelen ışıklardan, cisimlerin hangi elementlerden oluştuğunu göstermektedir.

1932'de K. G. Jansky adındaki bir mühendisin rastlantı sonucu bulduğu uzaydan gelen radyo yayınları, daha sonraki yıllarda radyoteleskopların doğmasına ve uzayın derinliklerinin dinlenmesine, bu radyo yayınlarının kaynaklarının ve nedenlerinin bulunmasına yol açtı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanların geliştirdiği V-1 ve V-2 füzeleri daha sonraki yıllarda uzayın keşfi için yapılacak çalışmalarda büyük bir adım oldu. 1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok füzeleri ile "Sputnik" adındaki ilk yapma uyduyu Dünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB'nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu'nda Ay'ın ABD'li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir.Özellikle de Amerika ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

Kaynaklar

www.bilim.org TÜBİTAK Popüler Başvuru Kitaplığı "Uzay ve Zaman" kitabı www.tdk.gov.tr

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Uzay" adresinden alındı.
 

ABD’li UFO araştırmacısı Jeff Peckmann, basın toplantısında bir uzaylı videosu gösterdi… Uzmanlar, görüntü için ‘Kesinlikle gerçek’ dedi.

“Evrende yalnız mıyız?” ya da “Aramızda uzaylılar var mı?” gibi insanoğlunun kafasını kurcalayan sorulara cevap, ABD’den geldi. UFO araştırmacısı Jeff Peckmann, düzenlediği basın toplantısında bir uzaylının yer aldığı videoyu gazetecilere gösterdi. Dünya Dışı Varlıklarla İlişkiler Komisyonu Başkanı Peckmann’ın gösterdiği ve 17 Temmuz 2003 tarihinde Nebraska’da Stan Romanek adlı bir adamın kızıl ötesi kamerayla çektiği görüntülerde, 1 metre 20 santimetre boyunda dünya dışı bir varlık somut olarak görülüyor.

‘ARTIK ALIŞSAK İYİ OLACAK’

Videoda, uzaylı olduğu öne sürülen bir yaratık bir gece yarısı bir evin penceresinden içeri bakıyor. Filmi inceleyen Colorado Film Okulu uzmanları ise görüntülerin kesinlikle gerçek olduğunu, herhangi bir montaj hilesine rastlanmadığını açıkladı. Önümüzdeki günlerde uzaylılarla ilgili başka kanıtlar da yayınlayacağını belirten Peckmann, artık uzaylılarla yaşamaya alışmamız gerektiğini dile getirdi.

ÖDÜNÇ HAYATLAR

 

Ödünç Hayatlar
 



Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağım.

 Bahar bulaştı ya hayata, ağaca, suya, içimde öyle bir seyahat kımıldıyor ki, diren direnebilirsen... Yüreğim bavulunu toplamış çoktan; ruhum sırtlamış çantasını.. "Uzaklar" çekiyor içimdeki seyyahın tasmasını...

 Marianne Faithful sanki şarkı değil, derdimin nedenini söylüyor radyoda: "Saçlarında ılık rüzgarla, spor bir araba sürerek, Paris'e hiç gitmediğini 37 yasinda fark etti".

 Buket Uzuner, yaşayageldiği hayatın anlamsızlığını 37'nci yaşgününde idrak eden bir kadının öyküsünü anlatıyor "Karayel Hüznü"nde... Bıkkın kadın, doğum gününün sabahında, büyük boy bir beyaz kağıda kırmızı rujla şu notu yazıp bırakıyor evdekilere:

 "Bugün benim doğum günüm. Değişiklik olsun diye bu kez size domuz kanından nefis bir çorba hazırladım. İçine de zehir kattım. Ben Alpler'e gidiyorum; çünkü 37 yaşıma girdim ve hâlâ Alp Dağları'na gidemediğimi ayrımsadım. Kalırsam, asla gidemeyeceğimi anladım. Kalırsam düşlerimi, arzularımı hep ertelemek zorunda kalacağımı da....Hoşçakalın".

 * * *

 "Yaşamak değil. Beni bu telaş öldürecek" dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdigimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...

 Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

 Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik. 20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını, 30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...

 Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış...

 * * *

 Jorge Luis Borges'in derledigi Babil kitaplığında Papini'nin "Ödenmeyen Gün" adlı bir öyküsü vardır. Güzel bir prensesin başından geçenleri anlatır:

 22 yaşındayken bu prensese bir beyefendi sürpriz bir teklifle gelir. Hasta kızı için gençlik yılları aradığını söyler ve "Bana gençliginizden bir yıl ödünç verirseniz, ömrünüz sona ermeden onu gün gün size geri ödeyecegim" der.

 Prenses henüz o kadar gençtir ki, cömertçe gözden çıkarır bir yılı; ödünç verir beyefendiye... 23 yerine 24 yasina basar o yıl yaşgününde. Yıllar yılı hatırlamaz verdiği borcu... Ancak ne zaman ki 40 yaşını aşar ve o dillere destan güzelliği bozulmaya yüz tutar; arar beyefendiyi ve 365 günlük alacağını tek tek tahsil etmeye başlar. Özellikle balo günleri, bütün çizgileri yok olmuş bir yüzle ve körpe bir bedenle girer salonlara... Gece odasına sızmayı başaran aşıklari, gece yarısından sonra yüzünün nasıl kırıştığını hayretle gözlerler... Her gençleşmenin ardından uyanış anı daha acı verici olur. Çünkü yaşı ilerledikçe, o hali ile 23 yaşı arasındaki fark daha da açılır. Fark açıldıkça "bir gün, bir saat, bir an olsun" gençlik aşısını tatmak daha güzel gelir.

 Ancak sayılı gün çabuk geçer. Kalan günlerini hoyratça harcayan prenses, geri isteyebilecegi sadece bir günü kaldığını fark eder: "Bir günlük ışık, sonra sonsuza dek karanlik..."

 Atesli bir sevgilinin bütün bedenini okşaması için o tek günü özenle saklar. Bu son yasam parasını harcamak için çılgınca bir istek duysa da kıyamaz bir türlü...

 Nihayet evine gelip, öyküsünü dinleyen ve dizlerine kapanarak gençliğinin son gününü kendisiyle geçirmesi için yalvaran bir adamın teklifini kabul eder.

 "O gün" geldiginde adam, en şık elbisesi ve titreyen yüreğiyle açar bahçe kapısını... Kadının villasına girer, iki kişilik hazırlanmış masada mumların yandığını görür. Bir süre bekledikten sonra meraklanıp prensesin kapısını tıklatır. Yanıt gelmeyince açıp girer. Dört bir yana savrulmuş görkemli giysilerle dolu odada prenses aynanın karşısında bir kanepeye uzanmıştır. Yüzü bembeyazdır. Gençliğinin dönmesini beklerken son nefesini vermiştir prenses... Adam bu ani ölümün nedenini yerde buldugu mektupta okur. Satırlar, borçlu beyefendiye aittir:

 "Soylu prenses!.. Size borçlu olduğum son gençlik gününü geri veremeyeceğim için çok üzgünüm. (..) En derin bağlılığımla..."

 * * *

 Erikler, kirazlar, çileklerle çıkageldi mi Haziran, pupa yelken kıpırdanır içim...

 Saçlarını ilik rüzgarlara salıp uzak başkentlere spor arabalar süren coşkulu kadınların şarkılarını dinlerim Haziran'da...

 Ardında veda mesajları bırakarak hep ertelediği düşlerinin peşisıra yüksek dağlara tırmanan öfkeli kadınların öykülerini okurum. Ve geleceğe ödünç verdigim yaşanmamış günlerimin yasını tutarım sessiz sedasız...

 Yaşam... O hepimize borçlu olan hergele, öder inşallah bir gün hesabını... Yaşarız ertelediklerimizi, "gençliğimizin son günü" çalınmadan elimizden...

 Can Dündar

16.06.1999 Sabah Gazetesi

 









 

 

 

 

 

 





Manga
=> Manga biyogrofiler
=> Yağmur Sarıgül
=> Cem bahtiyar
=> Ferman akgül
=> Efe yılmaz
=> Özgür can öney
=> Manga'nın kuruluşu
=> Manga multimedia
=> Manga - sakın bana yalan söyleme
=> Manga - bir kadın çizeceksin
=> Manga - bitti rüya
=> Manga - dursun zaman
=> Manga - kandırma kendini




KORKU

KORKU NEDİR?

Korku olgusunu tek bir cümlede tanımlamak, kuşkusuz çok zordur. Buna rağmen korkuyu, irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan bir yakın tehdit hissi olarak açıklayabilmemiz mümkündür. Tıbbi açıdan bakıldığında korku – hemen hemen her vakada – soluk beniz, terleme, titreme veya çarpıntı halleri ile birlikte seyreder. Korku hastalıkları ise, korkunun şiddetli bir hali olarak kabul edilir.

Korkunun Gelişimi
Korkumuz, ancak hayatımız sürecinde gelişen bir olgudur. Yani ne „ödlek“ olarak, ne de özellikle cesur ve korkusuz bir insan olarak dünyaya geliriz. Gözle görülür ilk korku reaksi-yonlarını, bebeklerin dördüncü ila altıncı ayları arasındaki dönemlerde algılayabilmemiz mümkündür. Çocukların ebeveynlerinden uzun süre uzak kalmalarına katlanmaları, içlerinde bu şahısların bir imajını muhafaza edebildikleri sürece mümkündür.

Sağlıklı Korku – Patolojik Korku
Korku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Nasıl ağrının beden için önemli bir alarm fonksiyonu varsa, korkunun da hayati bir önemi söz konusudur. Örneğin korkmadan ve ağrı hissetmeden ateşe yaklaşabilseydik, hayati tehlike arz edebilecek yanıklara maruz kalmamız çok kolay olurdu. Yani, korkunun da sağlık açısından önemli yönleri vardır kuşkusuz. Bu durumda gerçek korku olarak tabir edilen olgudan bahsedilir: Dışarıdan gelen bir tehlike karşısında insan; bedenen, hissi olarak ve akıl seviyesinde alarma geçirilmektedir. Ancak korku olgusunun nasıl yaşandığını veya algılandığını da herkes bilir. Örne-ğin bize korku veren duruma başka bir anlam vermek suretiyle: Geceleri evimizde sesler duyduğumuzda, bunu evde bulunan muhtemel soygunculara değil, örneğin evin içinde dolaşan kediye yormaya eğilim gösteririz. Ancak makul bir ölçüde gerçek korku hissine sahip olmak da önemlidir. Bu korkunun dozu, risk taşıyan bir olayda hazırlıksız yakalanmayacak kadar yeterli olmalı, ancak tepki gösteremeyecek kadar da („korkudan donakalma“) fazla olmamalıdır. İşte gördünüz: hem aşırı korku, hem de korkusuzluk derecesine varan az korku halleri, hastalık özelliklerini taşımaktadır. Aşırı korku halinde mutlaka yardıma ihtiyacınız var demektir, üstelik yaşam kaliteniz de kısıtlanmış olacaktır. Ancak korkusuzluk halinde sosyal açıdan topluma uyumlu ve de başarılı olmanız mümkündür. Korku olgusunun bu her iki türünün de hastalık niteliği taşımasına rağmen, aşırı korku vakasının daha önemli olduğu da bir gerçektir.


İnsan, içinde her zaman korkuyu bulabilir. Ancak yeterince derinde aramasını bilmelidir.

André Malraux (1901–1976), Roman yazarı, Fransız Kültür Bakanı ve Sanat Bilimcisi


Korkuların Sınıflandırılması

Korkudan korkuya fark vardır. Bundan dolayı korku bozuklukları, tıbbi açıdan üç büyük gruba ayrılmaktadır. Bu sınıflandırmada, her bir korku kategorisinin hasta edici özelliğini vurgulamak için „bozukluk“ kelimesi eklenmiştir.

  • Korku bozukluğu (genel korku, herhangi bir olguya bağlı olmayan korku)
  • Panik bozukluğu (veya panik atakları), alan korkusu (agorafobi) ile veya tek başına seyre- debilir
  • Fobik bozukluk (belli bir nesneye ve duruma bağlı olarak)

Bütün bu korku hallerinde, normal hal ile hastalık hali arasında kesin bir sınırlama mümkün değildir. Bu itibarla, önce korkunun hangi boyutta olduğu sorusunun irdelenmesi gerekmektedir; örneğin genel olarak nispeten çabuk korku hissine kapılabilen bir kişiliğin hastalık boyutuna ulaşan derecede korkuya kapılıp kapılmadığı sorusu, önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin sistematik bir şekilde uçağa binmekten korkan, ancak bunun için mutlaka psikolojik yardıma başvurmayan veya başvurması zorunlu olmayan çok sayıda insan vardır. Diğer insanların huzurunda konuşma korkusunun hangi noktadan sonra hayatı kısıtlayan boyuta ulaştığı ve dolayısıyla profesyonel hekim yardımıyla tedavi edilmesi gerektiği sorusu da, çoğu zaman kolayca kestirilemez. Aynı şekilde, örneğin örümceklerden korkmanın ne derece hastalıklı bir durum olduğunu da bilemeyiz. Konunun daha iyi anlaşılması için öncelikle korku hastalıklarının üç farklı şeklini biraz daha yakından irdeleyelim.

Genel Korku Bozukluğu
Korku belirtilerinin çoğu günlerde, en az birkaç haf-ta boyunca devamla ortaya çıktığı hallerde, genel korku bozukluğundan söz edilir. Bu bozukluğu teşhis eden doktorun, teşhisine temel aldığı en önemli belirtiler arasında şu haller de bulunmaktadır:
- Kaygılar (gergin his hali, heyecanlı olma, belli bir olguya konsantre olmada zorlanma)
- Motorik gerginlik (örneğin titreme, kaslarda gerginlik hissetme, sakin olamama)
- Aşırı vejetatif (kontrol dışı) reaksiyonlar (örneğin terleme, baş dönmesi).

Panik Bozukluğu
Doktorunuz tarafından önerilen ilacın panik bo-zukluğunun tedavisine yönelik olması itibarı ile, bu broşürün „Panik nedir?“ başlığı altında konu daha ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir.

Fobik Bozukluk
Fobik bozukluk, daima spesifik bir durum veya obje ile bağlantılı olan bir korku halidir. Objeye bağlı fobi, örneğin örümcek, yılan veya ateş gibi belli bir nesneye bağlı olarak ortaya çıkan bir korku halidir.

Korkmak..
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..
W. Shakespeare

ozan

 
No english title - video powered by

Aşık olmayalı uzun zaman oladu,
Ele ele tutuşmayı unuttuk sandım,
İstedim ama bi türlü olmadı,
Doğru zamanı bekliyorum uzun zamandır,
Geç olsun ama güç olmasın istedim ben,
Sahtekar olanı başkasıyla kalanı,
Bir gecelik olanı,
Alemi göreni geceleri bileni,
çok parayı seveni,
İstemem ben,

DEAN

 

DEAN-SAMSUPERNATURAL

 

ölüm sadece bir başlangıçtır...

Bir Başlangıçtır Ölüm

unutmadım ölümü,
unutanlar utansın,
ölüm Allah'ın emri,
teslimiyet gereği...

kısadır ömrü gülün,
aşk tutkusudur ölüm,
herkes unutsa seni,
tek sadık dosttur ölüm...

sağ elimde bir ölüm,
sol elimde bir ölüm,
ortasında ömrümün,
en güzel gündür ölüm...

onlar ölümden uzak,
ölüm onlara yakın,
ölüme sevdalandık,
yoluna kanatlandık...

yolun başlangıcıdır,
kapanan kapı ölüm,
kavuşma zamanıdır,
açılan kapı ölüm...

ölüm sen ne güzelsin,
vuslatın baharında,
bin bir çiçekler açtı,
ümidimin bağrında...

sevgiliye açılan,
en güzel kapı ölüm,
sevgiliye kavuşma,
en güzel zaman ölüm...

en büyük nimet sensin,
ebediyet verensin,
seni sevmeyenlere,
Allah sabırlar versin...

varsan korkutmak için,
kahpedir senden korkan,
dirilişin muştusu,
Allah'a varmak için...

Alacakaranlıkta

Akşam karanlıklarla sarmaş dolaş
Sen de sarılmışsın yalnızlığına,
Taksiler kurşun gibi gelir geçer
Troleybüsler salına salına.

Tek tük kadınlar aydınlatır caddeyi.
Genç kızlar beyaz neonlar gibi.
Ortancalar gül rengi ışık saçar,
On beşine varmamışlar masmavi.

Sen de yalnızlık saçarsın.
İçmeye korkarsın, efkâr basar.
Ağlayamazsın elâlem var.
Şapkanı bile çıkaramazsın
Saçlarını uçurur rüzgâr...
  
Gittim deniz kıyısına oturdum.
Akşam karanlıklarda sarmaş dolaş,
Ben de denize akıyordum
Irmaklar gibi yavaş, yavaş...

ŞİİR TARLASI

Gel gayrı
		
		
Kara gözlüm bu ayrılık yetişir İki gözüm pınar oldu gel gayrı Elim deyse akan sular tutuşur İçim dışım yanar oldu gel gayrı Ayların sırtında yıllar taşındı Sanmaki garibi eller düşündü Bebekler evlendi yollar aşındı Kozalaklar çınar oldu gel gayrı Hesab et gideli sen gurbet ile Otuz ay tutuldu kolay mı dile Hapisler sürgünler esirler bile Sılasına döner oldu gel gayrı
                                                                         ABDURRAHİM KARAKOÇ
Kırgın sularda
		
		
Yaprağın güle gülümsemesidir Sabahın ilk eylemi Hala gözlerimde bir ikindi serinliği -Yüzünün neresinden dönsem, yalnızım- Annemin ud çalan ellerinin beyazı Neruda'yı okuyan lirik sesi babamın Bolivya'dan esen güney rüzgarı Kırgın sularda dağılıverdi odaya Dön bana çocukluğum Pandora'nın kutusundaki umut Yüreğimde ısınan mavi güvercin Kirpiklerimde yaşaran sevda Ah! Kırılmıyor hüznün sırça sarayı Dön bana gençliğim
                                                            ALINTI
Üşüten yaz yağmuru
		
		
- 17 Ağustos'a - şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan gözyaşım gibi sessiz ve durmadan sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan hem yedi günlük ölüyü bile koymadan yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor biraz daha gün yüzüne acı vuruyor şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan
                                                                                                                          ETHEM VAYVAYLI
Sen, içimde bin yıllık ukde
		
		
Ardımda bıraktım, bir yığın uykusuz geceler Dakîkalar'da İsmin, Sâniyeler heceler Seni hatırlatır teker teker Alıp götürür beni benden, Yine o meçhûle çeker... Bu kaçıncı kayboluşum biliyor musun gözlerinde? Bu kaçıncı yalın ayak, baş açık dolanışım sahrâlarda? Hayâlinin peşinden koşup, Bu kaçıncı meydân okuyuşum, Asırlık Sevgiler'e? Sanki Târih Sâhifeleri'ni tekrar yazdım; Kaç sefer aştım Kaf Dağı'nı... Kaç sefer ibretle parmak ısırttım Leylâ'ya, Mecnûn'a... Belkıs'ın Sarayı'na konuk oldum... Kaç sefer teptim Züleyhâ'yı elimin tersiyle... Dolaştım Buhârâ'yı, Semerkant'ı, Horasan'ı, Türkistan'ı... Sonra çaldı Endülüs'te gitarlar, Kurtuba'da, Gırnata'da, Adın'a yaptığım besteler okundu... Ve, sen; İçimde Bin Yıllık Ukde... Ve, sen; Yeryüzü'nde görülmemiş efsâne... Bir te'sirli bakışının tahakkümüne giren Asırlar'dan döndüğümde, Yine sana bilendim, yine sana şartlandım... İnzivâya çekildim Tibet Manastırları'nda Ay ışığı görmeyen gecelerde, Kandildeki katranları mürekkep yaptım divitime Ilık nefesine hükmettim; En sert fırtınadan daha keskin kasırga oldu Emrettim; Esip getirdi ayağıma Orhun Anıtları'nı Gözyaşlarımla yıkayıp sildim Kitâbeler'i Ve, Seni nakşettim anıt taşına Seni yazdım Sildim aşk adına ne kadar kânun varsa, Hepsini tek tek yeniden ben yazdım Çün ki; Sensiz bir efsâneye, sensiz bir aşka dayanamazdım... Senin için tekrar aşkın kânununu yazdım Ben yazdım... Ben...
                                                                      M.ENGİN KARATAY
Sensizlik Türküsü
		
		
Dün seninle, bugün senden uzakta İsminle avunur, seni anarım Mutlularım arasında bir mutsuz! Issız köşelere kaçar, sinerim.. Talih yüz çevirmiş, felek de küstü Hakkımda verilmiş ayrılık kastı Diyar-ı gurbette bir akşam üstü Yalnızlıktan üşür üşür, donarım.. Gündüzlere inat, geceler kızgın Sabahları olmaz hiç doğru, düzgün! Uykuya dargınım, vefâya üzgün Cefâ ile ahbab oldum, yanarım.. Dert bağımda bülbüllerim ötüşür Duygularım birbiriyle itişir Hasretinle alev olur, tutuşur Derdin ile yanar yanar, sönerim.. Elde neş´e, bende hüzün, ızdırap Sensizlik derdiyle şu gönül harap Beldeler meyhane, enginler şarap Yalnızlığı içer içer, kanarım.. Dertler açık seçik, mutluluklar sır Sensiz dakikalar bana bir asır Duvarların arasında münhasır Bir o yana, bir bu yana dönerim.. Sensizlik derdiyle olmuşum hasta Gözlerim yollarda, kulağım seste İçime çektiğim her dem nefeste Uzaklardan bana seni sunarım.. Dört yanımda dağlar yüceden yüce Ey hüzünlü akşam, ey gamlı gece! Ey bana kendimi soran bilmece! Ben bende değilim, bende sanırım
                                                                                                                            HÜNKAR DAĞLI
 

ŞİİR OLMADAN YAŞAYAMAM...

SEN YANIMDA OLSAYDIN

Kahrolmazdım günlerce, sevseydin sende beni,
İçimde köşk kurardım, baş ucumda olsaydın.
Taşısaydın eğer ki, yürekte, can'da beni,
Hiç bıkmadan bakardım, sen yanımda olsaydın.

Gözlerimdeki yaşı, kirpiklerim tutardı,
Dil gönül pazarımda, balı alıp satardı,
Bulutlarda gezdirir,semalara katardı,
Ta göklere çıkardım sen yanımda olsaydın.

Karanlık gecelerde,fener olup gözlerin,
Işıldardı gönlüme,türkü gibi sözlerin,
Namelere düşerdi, sevgi yüklü sazların,
Tellerine takardım, sen yanımda olsaydın.

Geceyi gündüz eder, baharlara karışıp,
Çiçekleri başıma takmak için yarışıp,
Güzellikler içinde , mutlulukla barışıp,
Dertleri hep atardım, sen yanımda olsaydın.

 

 
Sensiz Bir Gün Daha
Sensiz bir gün daha gecti
Sen yoksun yanımda
Günler geçmek bilmiyor,bu sabahta
Sensiz bir gün daha geçti bu ayazda
Sensizdim bu sabahlarda
Sen yokdun yanımda
Hasretin oldu başa bela
Sensiz bir gün daha geçti bu koca yılda
Yağan yağmurla uyandım bu sabahta
Ne güzel iniyordu melekler dünyaya
Meleklerde seni gördüm bu sabahta
Sensiz bir gün daha gecti bu yağmurda
Gözlerini gördüm bu sabah denizde
Nasıl parlıyordu inci gibi öyle
İçimi aydınlattın sabah güneşinde
Bir gün daha gecti sensiz yapayanlızdım işte
Gececiyim bu alacakaranlıkta
Sokaklar bomboş,sessiz çığlıklar varoş
Bu sabahda uyandık yine sarhoş
Ama yine sensizdim bir gün daha geçti muhteşem bir poz !!!
 



 

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR...

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

 

SESSİZCE KARA



Sessizce geldi katıldı aramıza .Bir sandalye verdiler hemen, oturup dinlemeye başladı konuştuklarımızı.İşte,bu kızın annesi babası öldü.Adın ne senin?Gamze, Gamze Kara .Kara ha Evet, karaydı saçları, karaydı gözleri,karaydı teni.Ya şimdi?Ya bundan sonra?Kara mı olacaktı bahtı.Senin de fotoğrafını çeksin abla ,hadi!Çeksin mi?Omzunu silkti sadece, sessizce baktı gözleri.Sessizce ve kırık Umutsuzluğuydu objektife takılan.Kömür gözleri parlamıyordu,içten içten ağlıyordu bu kara yüz, dudakları gülmeyi unutmuştu.
Yine de sessizce baktı gözleri objektife, sessizce ağladı
Dokuz yaşında kendisine can verenleri kaybetmişti Gamze.Toprağın öfkesiydi onları uzaklara götüren.Kayaların,dağların,taşların öfkesi.Olsun anneannesi vardı ya,ona bakardı.Nereye kadar?Farkındaydı ölümün soğuk elleri anne babasını sçmişti.Beni görüyorlardır,değil mi?Yanımdalar biliyorum .Beni seviyorlar.Tek üzüldüğüm,keşke uzaklara gitmeselerdi.
Sessizce baktı gözleri yine, sessizce sordu.
Bir de kardeşi vardı Gamze'nin yedi-sekiz yaşlarında,

Kara soyunun tek temsilcisiydi Barış,bırakır mıydı amca onu öyle çadırkentlerde.Aldı,götürdü Afyon'a.Ya Gamze?O sadece ve sadece bir kız çocuğuydu, amcaya yaraşmazdı!
Sessizce baktı gözleri o anda
Anne ,acıktım, yemek yiyelim diyemeyecekti artık.İş başa düşmüştü,kendi kendini doyurmak zorundaydı. Aldı eline kovaları,doğru aşevine.Hey, küçük kız nasıl taşıyacaksın o yemekleri?Çadırımız uzakta tekrar tekrar gelemem,hem ben yalnızım,annem babam yok ki.
Sessizce baktı gözleri kadına, sessizce yürüdü.
Kara Gamze, bir küçücük hayat işte, taşların molozların, demirlerin arasından sıyrılan . Toprağın öfkesine yenik düşmeyen bir küçücük yürek öfkenin bağışladığı bir küçücük can.Okula gidecek büyüyecek. Silinmeyecek elbet bu öfke zihninden, sarstıkça sarsacak Kara Gamze'yi.En derinde bir yerlerde o uğultu hep duyulacak.
Sessizce baktı gözleri arkamızdan, sessizce el salladı.

Unutabilmek

az kaldı umutları yitirmeye
bir adım, sonra yok olup gidecek
bir adın bile kalmayacak geride
yani söyleyecek bir sözüm bile olmayacak
seni unutabilmenin sınırlarındayım
bir adım sonra adın yanlızlık olacak
bir kadehe bir şişeye bakacağım
yani içmek için bile bir sebebim olmayacak
sonra hayalinde kalmayacak benimle
salaş bir gecede buhar olup uçacak
birkaç damlası donacak gözlerimde
yani ağlamak için bile bir sebebim olmayacak
seni unutmuş olacağım az sonra
fırtına çoktan dinmiş olacak
ne ellerin ne gözlerin kalacak aklımda
yani kahrolmak için bile bir sebebim olmayacak
duygulanmayacagım dolaşırken gezdiğimiz yerlerde
yolda, okulda, otobüste, kampüste
bu lanet şehirde kalacağım işte öylesine
yani yaşamak için bile bir sebebim olmayacak

Unut Onu

Yine tam oldum ki diyorum...
Ve yine bırakmadı beni
Buldum; istiyorum da ne demek,
Sevmek ve bir parça sevgi beklemek.

Seçmeyi başaramamak suçum ki
Buna boyun eğiyorum kanaatimde.
Aklımda biri var ki
Unutmam gerekiyor.

Her gördüğümde kalbim acıyorsa
Gözlerine bakınca gözüm ışıyorsa
Sevgimin derinliklerine iniyorsa bedenim
Ben ona seni sevmiyorum;
Diyebilsem de içimden...

İşte bunu bilemiyorum...
"bildiğim tek şey; onu sevdiğimdir..."

Acabalara...

yitik bir ülkenin son şarkısıdır çalınan
bir marşa dönüşür gidişine adanan tüm sözler
kelimeler anlamını yitirir
göndere çekilen yalnızlığıdır
öykülerimin
rüzgarla savrulurken tutar ya bedeni ipler
yaralanır gidemeyişine gökyüzü
sımsıkı sarar seni direkler ve halatlar
kalıverirsin orada gecelere katılarak
kimi zaman üşüyerek
kimi zaman ıslanarak
kaybolan gidişlere dair ya herşey
sen yine de sımsıkı sarılan iplerden ve direklerden kurtul
gittiğin adreslerde
seni bekleyenler olduğunu göreceksin...
bir İstanbul/Hasret şarkısıdır çalınır
denizden bir rüzgar gelir
ve sen dalga dalga sahiller vurursun...



 

İLGİNÇ RESİMLER

 
 
 
 
 
 
 
 

GULYABANİ

Gulyabani, Gul-i beyabaniorijinal varyantiyle de karşımıza çıkan bu muhayyel mahlûk, gezginlere ve yolculara uğrayıp onları mahveden canavardır. Daha sonraları Anadolu kültüründe ahubabayla beraber anılmaya başlamış ve insan yediği düşünülen kocaman, uzun sakallı ve asalı bir dev olarak tasavvur olunmuştur.

Bazı türk halklarının geleneksel demonolojik görüşlerine göre, her zaman kadın kılığında olduğuna inanılan mitlojik bir varlık. "Guleybanı" ve "Aleybanı" şeklinde de rastlanır. Adı hurafelerle ilgili olarak "Gulyabani", korkunç bir varlık olup, karanlık zamanlarda çölde ve mezarlıklarda koşan birinin gözüne canlı gibi görünür. Vücudu tüyle kaplı, kocaman, pis kokulu bu acayip varlığın ayakları tersinedir. Gündüzleri mezara girer. Geceleri ise hortlayıp çıkar. At binmeyi ve at kuyruğu örmeyi ve çocukları çok sever. Bir oyundan çıkarak, onları güldürmeye çalışır. O ayni anda çöllerin ve harabelerin iyesiydi. O, yolcuları yollarından döndürüp mahvederdi.

Etnik-kültürel gelenekte ise bazen onun "Al ruhu", "Al anası" ve "Al kadını" olduğu düşünülür. Bu görüş, aralarındaki benzerlik veya tam yakınlıktan ileri gelir. Pamir Kırgızlarının mitolojik metin ve efsanelerinde bu şeytanî varlığın adına "Gul" ya da "Gul-i Biyaban" şeklinde de rastlanır.Araştırmacılar bu varlığı en eski Arap rivayetlerine bağlıyorlar. "ıssız yerin ruhu" gibi anlamlandırılan bu şeytanî varlık, "Kar Adam" efsanelerinin yayılmasıyla yeni bir hayat kazanmıştır.

Bütün vücudu sarı-kırmızı tüylerle kaplı bu insanımsı çirkin varlık, dağ yamaçlarında ve kimsenin olmadığı çöllerde akşam üstü ortaya çıkar. Avcılara yaklaşıp onlarla insan gibi konuşur. Bir şeyler ister sonra onlara güreş yapmayı önerir. Avcı kazanırsa "Gulyabani" sessizce çekip gider. Ama eğer o kazanırsa avcı, uzun zaman hasta yatacak demektir. Ya da çöllük ve harabe bir yerde yalnız başına yatan birinin ayağının altını yalaya yalaya kan çıkacak kadar inceltir. Sonra ölünceye kadar kanını içer.

karikatürler

 

 

 

kim neyi icat etti...

CIVALI BAROMETRE : 1643’ te Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Torricelli, vakum ve basınç üzerine deneyler yapmaktaydı. Yarıya kadar cıvayla doldurduğu bir kaba, yine ağzına kadar cıvayla dolu bir tüpü ters çevirip batırmıştı. Havanın basıncına bağlı olarak tüpteki cıvanın oranı bir miktar azalmaktaydı. Böylece bugün “cıvalı barometre” olarak bildiğimiz cihaz ortaya çıkmış oldu.

PARA : Para, ilk kez MÖ 700’ de Lidya’ da malların alımı için kullanıldı. Yoğun olarak ticaretle uğraşan ve bir Anadolu uygarlığı olan Lidya’ da paranın ilk formu değerli maddeden oluşmaktaydı. Altın ya da gümüş, en çok kullanılan para hammaddesiydi. MÖ 700 yılına gelene kadar insanların ekonomik ilişkilerinde kullandıkları en yaygın metot “barter” yani değişim sistemiydi. Buğday almak isteyen, yerine eşit miktarda pirinç kullanabiliyordu. Günümüzde ise para kullanımı, yavaş yavaş yerini dijital ortamdaki paralara yani kredi kartlarına bırakmaktadır.
 
View more entries
 
MÜZİK
No list items have been added yet.